Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


22 Ağustos 2017 Salı

GDO'lu Gıdalar Hakkında Belgesel








"GMOs Revealed" belgeseli yayında. Çok yakında, hata sanırım bu gece başlıyor... İlgileniyorsanız aşağıdaki sayfaya isminizi ve e-posta adresinizi yazarak izleyiciler arasına girebilirsiniz.


Sunan yine Patrick Gentempo. Şu Vaccines Revealed'den tanıyor olabileceğiniz cesur kişi. İlk belgeseli izlemiş miydiniz - aşılar hakkındaydı -, ne düşündünüz bilemem. Ama önemli konularda farklı kaynaklardan bilgi edinmek iyidir. Obezite, Alzheimer, böbrek yetmezliği, otizm gibi önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasında önemli rol oynayan unsurlardan biri olduğu söylenen ve gıdalarımıza sinsice sızan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar hakkında bilgi edinmek güzel olur, ne dersiniz? Ay sonuna dek her gün bir bölüm yayınlanmak üzere dokuz bölüm boyunca bilim insanları GDOrganizmaların tarımda kullanımından, yarattıkları sağlık risklerinden bahsedecek.

4 Haziran 2017 Pazar

Farkındalık Haftaları ve Miskin İşi Aktivizm

Yakınlarda öğrendiğim "slacktivizm" kelimesi takılmıştı aklıma Türkün referandumla imtihanı sırasında. Aşağıda kaynaklar kısmında verdiğim bağlantıdaki blogun yazarı dilimizde güzel bir karşılık bulmuş bu yeni kavrama : "miskin işi aktivizm". Benim anladığım, sosyal medyada veya başka ortamlarda yaptıklarıyla, paylaştıklarıyla insanın efor ve para harcamadan  bazı konularda kendini elinden geleni yapmış gibi hissetmesi slacktivism. İnsanın kendini birşeyler yapmış gibi hissedip gevşemesine yol açıyor. Ses getirebilecek, gerekli değişimi yaratabilecek herhangi bir aktivitede de bulunulmamış oluyor.

Konumuz sağlık olunca, meme kanseri konusunda farkındalığı artırmak amacıyla bileğine pembe kurdela takmak, pembe tişörtle yürümek olabilir slacktivizmin aldığı şekil. Tekrar düşününce aslında haksızlık ettiğimi farkediyorum. Farkındalık haftalarında kalabalıklar kendilerine kurulu sağlık düzeni tarafından "eksik" olduğu söylenen şeyi artırmak için yürüyor. Doğru ve gerekli bir amaca hizmet ettiklerini düşünüyorlar. Niyetleri iyi. Eksik veya yanlış olanı bulmak için sağlık sektörünün bizi yönlendirdiği yollarla yetinmemeli, başka sorular da sorulmalı halbuki. O zaman bulduğumuz cevaplar bizi farklı aktivitelere, kimbilir doktorlardan, genel olarak sağlık sektöründen taleplerde bulunmaya ve sağlığımıza daha etkin biçimde sahip çıkmaya yönlendirebilir.

Mesela meme kanseri konusunda farkındalıktan kast edilen şeyi düşünelim. Her türlü kanserde olduğu gibi, meme kanserine yakalanan kadın sayısının günbegün arttığı söylenmekte ve erken  teşhisin öneminden bahsedilmekte. Erken teşhis önemli muhakkak; ama sormamız gereken başka sorular da var. Kanserin standartlaşmış tedavisi ne derece etkili ve doğru? Zararları var mı? Başka tedavi yöntemlerine, daha zararsız ve doğal olanlarına ulaşmak mümkün mü?

Kansere yakalanıp işin tedavi kısmını düşünmeden önce kanseri önlemek için yapabileceklerimiz var mı? Modern tıp hastalıkların önlenmesinden ziyade, hastalık ortaya çıktıktan sonra teşhis ve tedavi edilmesine odaklanmış durumda. Bazı hastalıklar etrafında yaratılan korku mitleri kırılması güç engeller olarak duruyor karşımızda. Yerleştirilmek istenen inanç : kanser standart yöntemlerle (kemoterapi, radyoterapi, ameliyat) "tedavi" edilmezse ölüm anlamına gelir. 

Erken teşhis için kadınlar her yıl, ama her yıl mamografi çektirmeye yönlendirilir. Mamografinin risklerinden bahsedilmekte midir? Mamografi yerine izleme ve teşhiste risksiz yöntemler (ultrason, tomografi) ön plana çıkartılmakta mıdır? Peki kanser vakalarının çevresel faktörler, özellikle beslenme yüzünden artışta olduğu belirtilmekte midir? Bazı kaynaklarda belki... Peki modern beslenme şeklimize kansere yakalanma riskini azaltabilecek alternatiflerin bilinirliği artırılmakta mı? Sigara içmemek dışında kendimizi kanserden nasıl koruyabileceğimizden bahsediliyor mu?

İngilizce izleyebileceklere Ty Bollinger ve ekibinin The Truth about Cancer (Kanser Hakkındaki Gerçek) belgeselinin ilk iki bölümünü izlemelerini ısrarla öneriyorum :

https://www.youtube.com/watch?v=VK_sX5ko8SE   (TTAC 2. bölüm)

Umarım youtube'da yayında bırakırlar. Çok önemli bir belgesel. Kanseri önlemek için yapabileceklerimiz olduğunu anlatıyor. Çeşitli (bildiğimiz doktorlara benzemeyen) doktorlar kanser tedavisinde seçeneklerimiz olduğunu söylüyor. Standart tedavilerin nasıl "standart", hatta "zorunlu" hale getirildiği anlatılıyor

(İlginizi çeker de bu iki bölümün ardından gelen 7 bölümü izlemek isterseniz belgeseli satın almanız gerekecek veya  internet üzerinden ücretsiz yayınlandığı bir dönemi yakalamak. Haberim olursa ben de duyururum. Belgeseli yapan ve  sunan Ty Bollinger'ın The Truth about Cancer adında kitabı da var. Amazon.com'dan alınabilir.)


Gelelim MS'e ve MS konusundaki farkındalığımıza! Mayısın son haftası MS haftasıymış. Gazete, TV takip etmeyi epeydir bıraktığım için MS haftasında ne yapıldığından haberim yok. (Şimdi baktım da turuncu fular, kravat filan takılmış. "slacktivism"i anlatan bazı deyim ve atasözleri geliyor aklıma. Dostlar alışverişte görsün gibi...) Önyargılı bünyem bana sağlık sektörünün statükoyu korumak için yapılmasının gererkli olduğunu söylediği şeyler dile getirilmiştir herhalde, diyor. 

Hakim inanış şöyle : MS, sistemik lupus vb. kronik hastalıkların durdurulması ve geri çevrilmesi mümkün değil. Ancak "standart" tedavilerle gidişat bir derece kontrol altına alınır ya da alınmaz. 

MS'in sebebi henüz bilinmiyor, farkındasınızdır. Çeşitli teoriler sıralanmakta. D vitamini eksikliği gibi hastalığın ortaya çıkışı veya şiddetine katkıda bulunduğu düşünülen bir iki faktör de belirtiliyor. Neden olarak bağışıklık sisteminin vücut (myelin) hücrelerine saldırdığı söyleniyor tabii. Ama bağışıklık sistemini yoldan çıkartan nedir? Yan etkileri fazla, pahalı ilaçların geçirilecek atak sayısını azalttığı iddia edilmekte.

Kanda ölçülebilen D vitamini düzeyinin yüksek olmasının hastalığa yakalanma riskini düşürdüğü konusu genel kabul görüyor. D vitamini gibi beslenmenin de hastalığın ortaya çıkış olasılığında son derece önemli olduğunu düşünen fonksiyonel tıp doktorları var. Dünya MS farkındalık haftasında bu konuya değinildi mi acaba? Yoksa MS hastalığının belirtileri, sakatlayıcı bir hastalık olduğu mu anlatıldı sadece?

Hayalim MS hastalarının katıldığı, Nurses Health Study (Hemşireler Sağlık Araştırması), China Study gibi sağlıkla ve beslenmeyle ilgili çok büyük bir çalışma yapılması ve sonuçların yaygın olarak duyulması.

Bahsettiğim çalışmalar hakkında kısa bilgi vereyim :

Hemşireler Sağlık Araştırması (NHS) Amerika'da kadınların katılımıyla yapılan ve 3.sü hala yürütülmekte olan çok büyük ölçekli epidemiyolojik (sağlıkla ilgili durumların ve hastalıkların nüfusta dağılımını ve belirleyici faktörleri konu alan) bir araştırma. !970'li yılların başlarında Dr. Frank Speizer çalışmayı, kadınlarda uzun vadede kanser ve kalp hastalıkları oluşmasına dair risk faktörleri üzerine bilgi toplanması için başlatmış. (Katılımcı olarak hemşirelerin seçilmesinin sebebi hemşirelerin aldıkları mesleki eğitim sayesinde kısa ve teknik soruları daha kolayca cevaplayabilecek olmaları. Yine meslekleri sebebiyle böyle bir çalışmaya katkıda bulunmak konusunda motivasyonlarının yüksek olacağı da düşünülmüş.)

China Study - Çin Araştırması da sağlık alanında yapılmış en kapsamlı çalışma. Bu araştırmada baba - oğul Dr. Colin Campbell..ve Dr.Thomas Campbell beslenme ile kanser, diyabet ve kalp hastalıkları arasındaki bağlantıları ortaya koymuş. Ayrıca, araştırmanın başındaki doktorlar ortak yazdıkları The China Study isimli kitaplarında  beslenme konusundaki kafa karışıklığının  hükumetler, güçlü lobiler ve bazı bilim insanlarının fırsatçılıklarıyla nasıl yaratıldığından da bahsetmişler.

Kronik bağışıklık sistemi hastalıklarıyla ilgili yukarıda örnek olarak anlattığım araştırmalar benzeri büyük ölçekli bir epidemiyolojik çalışma yok ufukta. Amaaa... Dr. Terry Wahls boş durmuyor. MS'le mücadelede önce kendisi için, sonra başka MS hastalarında kullandığı beslenme düzenlemelerini içeren metoduyla (Wahls Protocol) klinik deneylerde aldığı sonuçları çok uzak olmayan bir gelecekte duyuracak muhtemelen. Umuyorum o zaman güneşi balçıkla sıvamak o kadar kolay olmayacak. MS haftalarında bu hastalığın ne kadar ilerleyici bir hastalık olduğundan, yakalanınca. vah vah, pek de yapılacak bir şey olmadığından, tek çarenin yan etkisi bol ve pahalı ilaçlarla atak sayısını azaltmak olduğundan bahsetmek zorlaşacak. Umuyorum. Yediklerimizin ve yememeyi seçtiklerimizin sağlığımız üzerindeki derin etkisini anlayacağız. Bu konuşan iyimser yanım. Medyanın müthiş umursamazlığı ve sessizliğiyle en sansasyonel olabilecek olumlu gelişmenin üstünü kapattığını bilmez değilim. 


(Dr.Terry Wahls'dan, MS'le mücadelesinden ve başarısından şu yazıda bahsetmiştim :
http://ms-alternatif-terapi.blogspot.com.tr/2012/05/mste-geri-donus-mumkun-mu.html )




Kaynaklar :

http://leyla-gunduzdusleri.blogspot.com.tr/2010/11/slacktivism-miskin-isi-aktivizm.html

https://www.amazon.com/China-Study-Comprehensive-Nutrition-Implications-ebook/dp/B01LYGP469/ref=sr_1_1?ie=UTF8&qid=1496599015&sr=8-1&keywords=the+china+study










23 Mayıs 2017 Salı

Yazın Yaptığımız İki Yanlış

Başkalarının bize verdiği zararları, tabii haberimiz varsa, hiç unutmayız. Ya bizzat kendimiz kendimize zarar verip duruyorsak? Ya durum gerçekten buysa. Birçoğumuz, beslenme hakkında çeşitli kaynaklardan bize ulaşan ve kullandığımız yanlış enformasyon nedeniyle çoğu zaman farkında olmadan sağlığımıza zarar veriyoruz. Zararlı alışkanlıklarımız sözkonusu olduğu zaman da bunu bile bile yapıyoruz.

Daha çok iç karartmadan Dr. Mercola'dan ve başka iki doktorun söylediklerinden toparladıklarımla yazın yaptığımız iki seçim üzerinde düşünmeye davet edeceğim sizi. Edindiğim bilgiyi değerlendirdiğimde bana her durumda doğru görünmeyen, ama çoğumuzun düşünmeden yaptığı bu tercihler, karar verirken daha çok araştırmayı ve tartmayı gerektiriyor çünkü.

Doktorlar artık D vitamininin sağlığımız için ne kadar önemli olduğu konusunda hemfikir. D vitamini cildimizin (bünyesinde bulunan kolesterol sayesinde) güneş ışınlarına maruz kalmasıyla sentezlenebildiği için yazın gelmesiyle birlikte her yerden (gazeteler, dergiler, televizyon kanallarındaki sağlıkla ilgili programlar) D vitamini düzeyimizi yükseltmenin bu doğal yoluyla ilgili bilgiler akmaya başladı eminim.

İnternette izlediğim belgesel silsilesinde dinlediğim bir doktor, Dr. Marcel Wolfe ışığın sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu şu cümleyle anlattı : ''Biz ışık yaratıklarıyız.'' Kanser tedavisinde ışığın ne kadar önemli olduğundan bahseden Amsterdam'da çalışan Dr. Henk Hansen sağlıklı hücrenin ışıkla dolu olduğunu belirtip kanserli hücrenin karanlık.olduğunu söylüyor (buradaki aydınlık-karanlığın nasıl ölçüldüğünü araştırmam lazım).

Dr.Hansen'e göre kanser tedavisinde öncelikle hücreler bol doğal ışığa maruz bırakılmalı. Bitkilerin güneş ışığını klorofilde depoladıklarını ekliyor. Hücreleri bol doğal ışığa maruz bırakmanın bir yolu yeşillikleri, meyve sebzeyi, buğday çimi suyunu beslenmemizden eksik etmemek.

Birçok hastalığa yakalanma ihtimalimizi düşürmemizin yolu gerçekten hücrelerimizi bol güneş ışığına maruz bırakmaktan, dolayısıyla doğal yollarla D vitamini seviyemizi yüksek tutmaktan geçiyor. Atalarımız günlerinin büyük kısmını açık havada güneş ışığıyla iç içe geçirirken, yaşam tarzımız son üç yüzyılda çok değişti. Artık maaşla çalışan insanlar iç mekanlarda direkt güneş ışığını çok az görerek yaşıyor. Bunlar arasından tatil yapabilenler, yeni yılda aldıkları takvimlerde hemen tatil günlerine bakıp kafa dinleyebilecekleri, güneşlenebilecekleri biriki haftanın hayalini kurmaya başlıyor. Peki bu sayılı günlerde ve güneşte vakit geçirebildiğimiz diğer sınırlı zamanda neler yapıyoruz? Telafi etmemiz gereken eksikliklerin farkında mıyız?


Gözden geçimemiz gereken konulara bir bakalım  :

1. Güneş ışığından kaçılmalı mı? Kanser korkusuyla kendimizi, sevdiklerimizi güneş kremleriyle kaplamalı mıyız?

Hemen Dr. Mercola'nın, fonksiyonel tıp doktorlarının ve osteopatların verecekleri kısa ve net cevabı veriyorum : Hayır. Çünkü derimiz sayesinde D vitamini sentezleyebilmemiz, güneşten alabileceğimiz UVB dalga boyunda ışınlara bağlı. D vitamini düzeyimiz düşükse kansere, MS'e ve başka hastalıklara yakalanma riskimiz artıyor. Yine Dr. Mercola bilimsel araştırmaya dayanarak güneş kremlerinin kansere yakalanma riskini artırdığını söylüyor. 

Özenerek kendimize ve çocuklarımıza sürdüğümüz cazip kokulu güneş kremleri güneşin yararlı UVB dalga boylarındaki ışınlarını kesiyor. Böylece, kremlenince sandığımız kadar çok D vitamini sentezleyemiyoruz. Buna karşılık güneş kremleri cilt kanserine sebep olabilen UVA dalga boylarındaki ışınları engellemiyor. 

Cildimiz ve solunum yoluyla maruz kaldığımız kimyasalların yarattığı toksisite de cabası !

2. Güneş gözlükleri çok mu faydalı ve gerekli?

Hadi bakalım! Araba kullanırken veya güneş ışığının sizi rahatsız edeceği durumlar için herhalde yanınızda güneş gözlüğü bulundurmak iyi olur. Cam, güneşin yararlı ışınlarının geçmesini engelliyormuş; lensler ve gözlük camları da öyle. Hayatımızın çoğu doğamıza aykırı düşecek şekilde iç mekanlarda, gün yüzü görebilsek bile cam pencerelerin ardında geçtiğine göre... Güneş ile aramızda bir engel olmadığı zamanlarda gözlerimiz direkt gündüz yayılan mavi spektrumdaki güneş ışığını alabilmeli. Bütün hormonlarımızın temeli, vücutta çok sayıda görev yapan, bunun yanısıra çok güçlü bir antioksidan olan melatonin hormonundan bahsetmiştim.


Yukarıdaki yazıda bulabileceğiniz bilgileri tekrar etmeyeceğim. Melatoninin düzgün salgılanması sabah ve öğle saatlerinde yeterince günışığını filtrelenmeden almamıza bağlı. Uyku düzenimiz, endokrin bezlerimizin sağlıklı çalışması konuları sağlığımız için çok önemli rol oynuyor.

Bu tatilde güneşte geçirilecek kısıtlı zamanımızı güneş kremleri ve güneş gözlüklerinin ''koruması'' altında geçirmeli miyiz gerçekten? Yoksa onlar olmadan daha doğal ve sağlıklı mıyız? Ne dersiniz?



Kaynaklar :



















28 Nisan 2017 Cuma

Yeldeğirmenleriyle Savaşanlar

Hayatımıza hergün yeni kimyasalların girmesi, çevre kirliliğinin sürekli artması, artık ''organik'' olduğu iddia edilen yiyeceklerin bile ekolojik olduğuna inanamaz hale gelmemiz insanı bazen umutsuzluğa sürüklüyor. Üstelik bir de Monsanto gibi tohum devlerinin dünyada gıda üretimini tamamen ele geçirme stratejisi güdüyor olması yeterince korkutucu değilmiş gibi aynı oyuncuların başrolü oynadığı GMO gerilim filmi var gösterimde. Çok mu dramatize ettim?

Tüm bu olumsuz gidişata karşın insana umut veren gelişmeler de olmuyor değil. Çok daha küçük ölçekli olsa da beslenmede doğal olana dönme yönünde hareketler var. Az sayıda doktor, bilim insanı, araştırmacı beslenmeyle kanserin ve dünyayı saran kronik bağışıklık sistemi hastalıklarının arasındaki ilişkiler konusunda bizleri bilinçlendirmeye çalışıyor. 

Aşağıda kayıt olabilmeniz için bağlantısını vereceğim belgesel de bu hareketin bir parçası. Yeterince vaktiniz ve konuya ilginiz varsa.... Dr. Russell Blaylock, Dr. Joel Fuhrman gibi kişilerin katılımcılar arasında olduğunu görünce haber vereyim dedim.

2017 Food Revolution Summit    (gıda devrimi zirvesi)

















18 Nisan 2017 Salı

Tekrar Yayın : LDN'ye Ulaşmanın Bir Yolu



Türkiye’de düşük doz naltrexone (LDN) elde etmek için baz ilaç olarak kullandığımız Ethylex’i  artık bulamayanlar için yazdığım yazıyı kolay bulunabilmesi için tekrar yayınlıyorum. LDN çok sayıda hastalıkta kullanılabilen, hakkında epey bilimsel araştırma bulunan bir yöntem. Çok zaman geçmeden, bizi daha fazla yokuşa sürmeden sağlık bakanlığının bulunamayan ilaçlar sorununu çözmesini diliyorum.


-----------------------------------------------------------------------


Ethylex'i aile hekiminize, herhangi bir doktora (çünkü beyaz reçeteli), zorlanırsanız bir psikiyatra yazdırın. (doktorunuza pubmed'de LDN'nin bağışıklık sistemi hastalıkları üzerindeki başarısını gösteren araştırmalar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.)

Reçetenin üzerine ilacın bedelini sizin ödeyeceğinizi, herhangi bir hak iddiasında bulunmayacağınızı yazarsanız TEB (eczacılar birliği) ilacı kısa zamanda adresinize gönderiyor. Aşağıdaki bağlantıda İLAÇ BEDELİNİ KENDİLERİ ÖDEYECEK HASTALAR İÇİN başlığına bakın. Orada gereken belgeler var. TEB'e fakslamanız yeterli.

(Reçetenin tanı bölümüne "alkol kötüye kullanımı" veya bağımlılık düşündüren başka birşey yazılabilir. Naltrexone genelde bağımlılık tedavisinde kullanılıyor.)




LDN denemeyi düşünüyorsanız ertelemeyin. Honest Medicine (dürüst tıp, Julia Shopick) kitabında ilacın düşük dozda kullanıldığı zaman MS hastaları üzerindeki etkisini keşfeden Dr. Bihari'nin bir beyanını okudum. Dr. Bihari'ye tedavinin başarı oranı sorulduğunda 'MS hastalarının %98-99'unda hastalığın ilerlemesini durdurduğunu' söylemiş. Denemeye kesinlikle değer.



Sipariş üzerine kutuda 28 adet 50 mg.'lık naltexone tableti bulunan Ethylex (veya muadili) gelecek. Maliyeti - doğru hatırlıyorsam - 34 EUR. Bir kutu ilaç, düşük doz naltrexone olarak kullanıldığında on ay civarı yeterli olur (hesabı kullandığım doz olan 3 mg.'a göre yaptım).


İlaç size ulaştıktan sonra anlaştığınız bir eczacıya LDN'yi tercih ettiğiniz dozda hazırlatabilirsiniz. Şu yazıda anlattığım şekilde evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz.






LDN'niz hazırsa yapılacak tek şey her gece uyumadan önce LDN'nizi (24:00 olmadan) almak. Kimi insan 7-10 gün içinde bir fark görür (benim tecrüdem böyle, 8,5 yıldan fazladır 3 mg.LDN kullanıyorum. Atak geçirmiyorum. Bihari'ye inanıyorum) , bazen daha çok zaman alabilir. Üstelik net bir fark görmeseniz de almaya devam etmekte fayda var.



MS'in ilerlemesini durdurma ihtimali müthiş bir şey. Varolan bazı kayıpları gidermeye, güçlenmeye çalışmak (beslenme değişikliği, sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz yoluyla vs.) artık size kalıyor.
















8 Nisan 2017 Cumartesi

Yeni Belgesel : The Truth About Vaccines ve Dr.Gentempo’dan Tavsiyeler

Bu yıl hem tembellikten (yoksa bahar yorgunluğuyla birleşen MS yorgunluğu mu demeli), hem de ardarda gelen belgeselleri duyurma isteğinden dolayı planladığım yazıları erteleyip duruyorum. Şimdi de, geçen sene The Truth about Cancer (kanser hakkındaki gerçek) belgesel dizisini yapmış olan Ty Bollinger ve ekibi aşılar konusuna el atmış durumda. Bu belgeseli kaçıramam. Sizlere de duyuruyorum. Aşılar konusunda henüz bir karara varamamış olanlara yardımı olur belki.

Bu ay (12 nisan 2017) yayınlanmaya başlayacak olan ‘’The Truth About Vaccines’’ (aşılar hakkındaki gerçek) belgeseli yedi bölümden oluşuyor. Her bölüm 24 saat yayında kalacak şekilde ücretsiz yayınlanacak. Buradan kaydolabilirsiniz :


Henüz aşılar Türkiye’de tartışılmıyor pek; ama özellikle Amerika’da aşı yandaşı ve aşı karşıtı kampların ikisi de güçlü belli ki... Daha önce Dr. Patrick Gentempo’nun hazırladığı ve sunduğu Vaccines Revealed belgeselini duyurmuştum. Her konuda olduğu gibi, sağlık konularında da çeşitli kaynaklardan bilgilenelim ki doğru kararlar alabilelim. Sağlık konularında ulaşabildiğimiz bilgi miktarını düşününce 2017 iyi başladı denebilir bence.




Dr. Gentempo’dan Aşı Sonrası Detoks Tavsiyeleri

Gelelim yazının ikinci bölümüne… Aşılar hakkındaki Vaccines Revealed adlı belgeseli hazırlayan ve sunan Dr. Patrick Gentempo, belgeseli 10 - 18 ocak 2017 tarihleri arasındaki ücretsiz gösterimde izleyenlerden aldığı bazı mesajlardan bahsediyor. Aşılara karşı olduğu için onun gibi düşünenlere yöneltilen ‘’bebek katili’’ suçlamalarından o da nasibini almış. Aşıların içinde bulunan cıva, alüminyum ve diğer şüpheli maddelerden çocuklarının, torunlarının zarar gördüğünü farkeden veya aşılarla maruz kalınan toksinlerin ileride başka toksinlerle birleşerek sağlık sorunlarına neden olabileceğinden endişelenen kişi sayısı da az değil. Bu insanlar hasarı telafi etmenin yollarını soruyor Gentempo’ya. İlk akla gelen detoks tabii. Çünkü şimdiki aşılar, içlerinde bulunan cıva, alüminyum, yabancı DNA’lar, formaldehid vb. bilinen ve bilinmeyen katkı maddeleriyle epeyce toksik. Gentempo, özellikle çocuklar sözkonusu olduğunda detoksun sert yöntemlerle (şelasyon, oruç gibi) değil, yavaş, yumuşak ve olabilecek en zararsız yöntemlerle  yapılması gerektiğini söylüyor.

Detoksun bir ay ya da - çocuk aşılara reaksiyon vermiş, sağlık sorunları yaşamışsa - daha uzun sürebileceği söylendiken sonra, toksin birikiminden kurtulmak için önerilen bazı doğal yöntemler şöyle :

  • Detoksifikasyon banyosu : Çocuğunuzun banyosuna iki bardak ingiliz tuzu (magnezyum sülfat, epsom tuzu) ve beş damla lavanta yağı katın. Bu karışımı ayak banyosu olarak da hazırlayabilirsiniz.
  • Probiyotikler : Bağırsak florasını tamir etmek ve bağışıklık sistemini düzene sokmak için probiyotik etkisi olan doğal gıdalar ve besin takviyeleri çok önemli. Çocuğunuza uygun bir probiyotik ve doz belirlemek için doktorunuza danışın.
  • Omega 3 (balık yağı) : Çocuğunuz aşı(lar)dan sonra bir sağlık sorunu (reaksiyon) yaşadıysa bu takviyeyi alması özellikle önemli. Piyasadaki bütün balıkyağları arasında ''morina balığı karaciğeri yağı''nın (cod liver oil) en iyisi olduğu düşünülüyor.
  • Kişniş : Dr. Yoshiaki Omura'nın çalışmasına göre, KİŞNİŞ cıva ve alüminyumun vücuttan daha hızlı atılmasını sağlayabiliyor. Teori şöyle : kişniş ağır metallere bağlanarak vücuttan atılmalarını sağlayan moleküler bir yapıya sahip. Kişniş terapisi kesinlikle yumuşak ve ucuz bir yöntem.
  • C vitamini : Linus Pauling, Nobel Ödülü kazanmış olan çalışmasında C vitamininin aşılarda bulunan ağır metallerin, kimyasalların ve toksinlerin verdiği hasarı telafi ettiğini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini göstermiştir. Çocuklar için tüketmesi kolay çiğnenebilir C vitamini tabletleri de bulunuyor.
  • Silika : Silika almak vücuttaki alüminyum birikimini azaltan etkili, girişimsel olmayan bir yöntem. Vücutta alüminyum birikmesini yavaşlattığı ispatlanmış.
  • Su : Vücutta yerleştikleri bölgelerden söküldüklerinde toksinlerin dışarı atılmaları gerekir. Bol su içilmesi lazım ki böbrekler görevlerini yapabilsin. Çocuğunuzun gazlı içeçekler, süt, hazır meyve sularından kaçınmasını, bol su tüketmesini sağlayın.
  • Çiğ meyve sebze suları, smoothie’ler (içilebilir meyve püreleri) : Detoks sırasında günlük öğünlere ek olarak, günde 2 - 3 çiğ sebze - meyve suyu ve smoothie tüketilmesini hedefleyin. Beslenmeye brokololi, karalahana, soğan, sarımsak, turp, baharatlar ve doğal beslenmiş tavuklardan yumurta eklemeye çalışın.

***

Yukarıdakiler Dr. Patrick Gentempo'nun çocuklarda uygulanabilecek detoks için önerdiği hafif ve doğal yöntemler. Detoksifikasyon için en etkili yöntem en başta toksinlere maruz kalmamak tabii. Fakat günümüzde bu mümkün değil. İstemesek de çok sayıda çevresel toksine maruz kalıyoruz. Aşıların toksik oldukları kesin. Çocuklarınızı ve kendinizi aşılara maruz bırakmadan önce gerekli araştırmayı yapın. Maalesef doktorların çoğu beslenme ve aşılar konularında yeterli bilgiye sahip değil. (Ayrıca fonksiyonel tıp veya integratif tıp eğitimi almadılarsa, geleneksel tıp eğitimi şimdilik bu önemli konuları kapsamıyor.) Doktor olmanın verdiği otoriteyle tehlikesi / sakıncası olmadığını söyledikleri herşeyi sorgusuz sualsiz kabul edemeyiz. Hele konu çocuklarsa.






Kaynaklar









3 Mart 2017 Cuma

Tiroid Hastalığıyla İlgili Belgesel

Yine bir belgesel : The Thyroid Secret. Belki kendiniz veya bir yakınınız / tanıdığınız için aradığınız cevaplar buradadır. Belgeseli hazırlayan eczacı Dr. Isabella Wentz. Otoimmün bir tiroid hastalığı olan Haşimoto tiroidinin güçlüklerini çekmiş biri.



Son aylarda sürekli belgesel duyurusu yapıyorum. Bunu da görmezden gelemezdim. Çünkü tiroid beziyle ilgili sık rastlanan Haşimoto hipotiroidi ve Graves hipertiroidi hastalıkları da bağışıklık sistemi hastalığı. Ayrıca tiroidle ilgili rahatsızlıklar en çok kadınları buluyor.



Eğer ilgileniyorsanız hemen kaydolun ve izlemeye başlayın. Çünkü belgesel yayınlanmaya başlamış bile. Her bölüm 24 saat ücretsiz yayında.