Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


27 Mayıs 2019 Pazartesi

ENFLAMASYON II : Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Bunların İlaçlanmasında Kullanılan Kimyasalların Etkileri



Enflamasyon konulu ilk yazıda çoğu rahatsızlığın en önemli sebeplerinden ve belirtilerinden biri olarak enflamasyondan ve enflamasyonu artıran faktörlerden bahsetmiştik. Modern çağın tüm hastalıkları (kalp hastalıkları, astım, alerjiler, depresyon ve duygudurum bozuklukları, immün hastalıklar) arka planda süren bir yangı bileşeni içeriyor. Tahmin edilebileceği gibi enflamasyonu başlatan veya besleyen önemli sebeplerden biri yine modern batı tarzı bol şekerli, karbonhidratlı, katkı maddeli beslenme şeklimiz. Bizim gibi yediklerimiz de havaya, suya, toprağa sinen çevresel kirlilikten etkileniyor.


Önceki yazıda  değinmediğimiz önemli bir kirlilik faktörü daha var : geçen yüzyıldan (1970'li yıllar) başlayarak yediğimiz ürünleri etkileyen, giderek daha fazla hazır gıdaya sızan GDO’lar! Yine beslenmemizle direkt ve dolaylı olarak ilgili bir konu. Dolaylı ilgisi şöyle : yediğimiz hayvansal gıdaların (et, yumurta, süt ürünleri) kaynağı hayvanlar da genetiğiyle oynanmış gıdalarla besleniyor. Çiftlik balıkları bile!


Genetiği değiştirilmiş organizmalar dendiğinde yaygınlıkta mısır ve soya başı çekiyor. Tohum devi Monsanto’nun geliştirdiği genetiği değiştirilmiş ekinlerin ilaçlanmasında kullanılan tarım ilacının adı Roundup, içindeki etken madde Glifosat . Monsanto zararlı bitkileri öldüren glifosat temelli ürünü Roundup’ı  bir tarım ilacı olarak ilk kez 1974'te tanıtmış. Aslında glifosatın tarihçesi çok ilginç. Başlarda metalleri söken ve bağlayan yapısı sebebiyle çelik kap ve boruları temizlemek için kullanılmış! Glifosatın etkileri çok geniş.  Geniş spektrumlu bir antibiyotik. Vücuttaki 291 enzimin işleyişini bozuyor. Hormonlarımızı altüst ediyor. Aşağıdaki bağlantıda Glifosatın tarihçesi ve bazı etkileri :


Soya, mısır, pamuk, alfalfa gibi bazı tarım ürünleri glifosatla ilaçlanıyor. Hiç farkında değiliz; ama patates, domates, mercimek gibi ürünler de bu şüpheli ürünle ilaçlamadan nasibini alıyor. Üstelik bir çiftçi sorumlu davranıp yetiştirdiği ürünleri Roundup'la ilaçlamasa bile, ürünleri komşu tarlalardan hava, su, toprak yoluyla sızan kimyasalların yarattığı tehlikenin içinde kalacaktır.  

Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından kanserojen olduğu ilan edilen glifosatın zararları saymakla bitmiyor. Bu zararlardan biri güçlü bir şelatlayıcı olduğu için, yiyeceklerimizdeki ve vücudumuzdaki demir, çinko, manganez, selenyum gibi minerallere bağlanarak vücuttan atılmalarına sebep olması. Tek tek vücudumuzdaki tüm minerallerin eksikliği metabolizmamıza  zarar veriyor, hastalıklara yol açabiliyor. Manganez eksikliğinin otizmde oynadığı rol konusunu ilk kez Dr. Seneff'ten duyuyorum. Dr. Seneff Roundup - glifosatın obezite, Alzhemer, diyabet, otizm, ADHD gibi rahatsızlıklarla hiç sözü edilmeyen bağlantısından bahsediyor :


İnsanoğlu önü alınamaz bir fütursuzlukla hayvan, bitki, virüs, bakteri türlerinin genetik kodlarını taşıyan DNA’ları birbiriyle karıştırarak doğada olmayan organizmalar yaratıyor. Bu organizmaları tüketen insan ve hayvanların  nasıl tepkiler vereceği araştırılmıyor; durumun vahametini sergileyen araştırma sonuçları hasıraltı ediliyor. Çocuk ve yetişkinlerde hızla artmakta olan alerjiler, astım, ekzema ve daha ciddi hastalıklar şu soruların yanıtını düşünmemizi ve önlemler almamızı gerektiriyor : elli yıl, otuz yıl önce bu kadar çok hasta çocuk ve yetişkin var mıydı? Alerjiler bu kadar yaygın mıydı? Son otuz yılda en hızlı değişen ve sağlığımızı bozan ne olabilir? Genetik değişiklikler bu kadar hızlı gerçekleşmediğine göre sağlığımızı kötüleştiren çevresel faktörler olmalı. Doğru, hava kirliliğinin, elektromanyetik alanların etkilerini de yaşıyoruz. Ama özellikle çocuklarda artan alerji, astım sıklığı bağışıklık sistemimizi direkt ve daha çabuk etkileyen bir faktörü düşündürüyor : yediklerimiz.


Genetiği değiştirilmiş organizmalarla giderek daha sık karşılaşan bağışıklık sistemimiz daha önce hiç karşılaşmamış olduğu bu yapılara karşı enflamasyon geliştiriyor. Vücudumuzda bu karşılaşma ilk olarak bağırsaklarımızda gerçekleşiyor. Crohn hastalığı, huzursuz bağırsak sendromu gibi bağırsaklarla ilgili rahatsızlıklara rastlanma sıklığındaki artışa şaşmamalı. Bu enflamasyonun etkileri kalp ve böbrek hastalıklarına, şeker hastalığına, obeziteye, bağışıklık sistemi hastalıklarına, tiroid sorunlarına, üreme sistemiyle ilgili problemlere  ve daha ötesine uzanıyor. MS dahil çoğu immün sistem hastalığında enflamasyonun rol oynadığı biliniyor.


Amerikan halkının ilaç ve gıda güvenliğini sağlamak iddiasında olan devlet dairesi FDA  tam bir ikiyüzlülük içinde Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar için bir güvenlik araştırmasına gerek olmadığını ilan edebiliyor! Halbuki bir organizmanın (örn. mısır) genetiğinin değiştirilmesi demek organizmanın DNA’sında sonucu bilinemeyecek değişikliklerin (mutasyonların) başlatılması demek. Zincirleme olarak bu organizmayla beslenen hayvanlarda ve insanlarda da mutasyonlar  sonlanmıyor; devam ediyor. Ürkütücü!

Glifosat Fransa, Almanya, Avusturya gibi bazı ülkelerde yasaklanırken bizim o noktaya gelmemize daha çok var. Yine iş başa düşüyor. Kendimizi, yakınlarımızı, çocuklarımızı katkı maddeli hazır gıdalardan uzak tutmalıyız. Baklagiller, meyveler, sebzeler, tavuk, yumurta, süt ürünleri gibi tüm yiyeceklerde mümkün olan en doğal seçeneklere yönelmeliyiz.







Kaynaklar : 

Kaynak belgesel : Genetic Roulette The Gamble of Our Lives (Genetik Rulet - hayatımızın kumarı)  https://www.youtube.com/watch?v=7sUNxX0OxP8)






https://www.youtube.com/watch?v=JszHrMZ7dx4  Monsanto'nun yıldız ürünü Roundup'ı korumak için yaptıkları


https://www.youtube.com/watch?v=fuN09KENCHA  GMO OMG belgeselinin tanıtım vidyosu
https://www.youtube.com/watch?v=AQUm5Qg4-5I&t=159s GMO OMG yapımcısı Jeremy Seifert ile ropörtaj























6 Mayıs 2019 Pazartesi

ENFLAMASYON

Tıp dünyası giderek enflamasyonun dejeneratif hastalıklarda, kalp hastalığı, kanser, diyabet ve alzheimer gibi günümüzün en sık rastlanılan, en korkulan hastalıklarında ortak sebeplerden biri olduğunu kabul ediyor. Hem klinik gözlemler hem laboratuvar çalışmaları bunu gösteriyor. Obezite, depresyon, kronik bağışıklık sistemi hastalıkları... Enflamasyonun rol oynamadığı bir sağlık sorunu yok gibi!

Enflamasyonun, diğer adıyla "yangı”nın bizim için en tanıdık hali nedir? Anımsayabildiğiniz yaşlardan  beri, hele çocukken sokakta oynama şansına sahip olduysanız büyük ihtimalle vücudunuzda sıyrık ve kesikler olmuştur, bileğinizi burkmuşsunuzdur. Hatta yara berelerinizin mikrop kaptığına, kızarıp şiştiğine tanık olmuşsunuzdur. Enflamasyon bu akut haliyle vücudun korunma mekanizmalarından biridir. Hasar gören bölge uyarı verir ve böylece vücut tamir sürecine geçer.

Fakat enflamasyonun etkileri her zaman görünür değildir. Yani enflamasyon ayak bileğinizi burktuğunuzda, nezle veya gribe yakalandığınızda olduğu gibi akut haliyle değil, kronik haliyle de karşınıza çıkabilir. Bazı durumlarda, artık sık rastlanan alerjilerde, astımda, obezitede, diyabette, kalp rahatsızlıklarında, romatoid artrit ve MS gibi kronik bağışıklık sistemi hastalıklarında arka planda sürekli, sinsi bir enflamasyon sürüp gitmektedir.

Serbest radikallerin varlığı enflamasyona sebep olur. Serbest radikal bir elektronunu kaybermiş, bu haliyle reaktif hale gelmiş oksijen atomudur. Yani herşeye bağlanabilir ve bağlandığı şeyi okside eder. Vücut zaten metabolik süreçlerinin doğal yan ürünleri olarak serbest radikaller üretmektedir. Sigara dumanı, elektromanyetik dalgalar, radyasyon gibi çevresel faktörler de serbest radikal yaratarak vücudun antioksidanlarla nötralize etmesi gereken reaktif oksijen atomu yükünü artırır. Vücuttaki serbest radikal - antioksidan dengesi bozulmuştur. Vücut çok miktarda serbest radikale maruz kalırken doğal yiyeceklerden yoksun beslenme düzenimiz bize C ve E vitaminleri, çinko, selenyum gibi doğal antioksidanları sağlamakta yetersiz kalır.

Aşağıdaki vidyoda Dr. Glidden 'enflamasyona sebep olan nedir?' sorusuna "Hayat!" diye cevap veriyor. Yani yaşamın içinde vücudun ürettiği ve maruz kaldığı serbest radikaller.

Enflamasyonun çok sayıda hücremize yayılmış olduğunu ancak bir alerji, eklem ağrısı, kalp rahatsızlığı veya diyabet, Sjögren sendromu, romatoid artrit gibi bir immün hastalıkla karşılaşınca farkederiz. Vücudumuzda sürmekte olan bir enflamasyon olup olmadığını gösteren bazı tıbbi ölçümler var:


CRP (C-Reaktif Protein) : Enflamasyonu gösteren, kanda yapılabilen bir ölçüm. Enflamasyonun sebebini göstermez. Ek testlerle enflamasyonun kaynağı anlaşılabilir. Dr. Berg CRP değerini düşürmek için gluten içeren tahılları ve diğer tahılları bırakmak, şeker yememek, sık yiyerek insülini yükseltmemek, zerdeçal, (tercihen meyve sebzelerden alınan) C vitamini, balık yağı, koenzim Q 10 tüketmek gibi doğal çözümleri sıralıyor.
https://www.youtube.com/watch?v=vcTm7opfgpA  Dr. Berg’den CRP değerini düşürmek için tavsiyeler
Immunoglobulin (antibadi) ek testleri : Kanda ölçülebilen beş çeşit immunoglobulin (IGA, IGE, IGG, IGM, IGS) bağışıklık sisteminin hangi antijene tepki verdiğini göstererek rahatsızlığın tanımlanmasında yardımcı rol oynar. https://www.youtube.com/watch?v=6A9JFaeU7Io
RF (Romatoid faktör) : Kanda pozitif romatoid faktör değeri ölçülmesi otoimmünitenin, romatoid artrit, Sjögren sendromu gibi bir otoimmün hastalığın varlığını gösterebilir. Bu değerin pozitif çıkması tek başına otoimmün bir hastalığa işaret etmez; başka ölçümlerle desteklenmesi gerekir. Çünkü otoimmün rahatsızlığı olmayan kişilerde de RF değeri pozitif çıkabilir.
ESR : Sedimentasyon, daha önce olduğunuz kan testlerinden tanıdık gelecektir. Sedimentasyon oranını artıran ve azaltan anemi türleri, hamilelik, enflamasyon, enfeksiyonlar, kanser gibi çok çeşitli faktörler bulunur. Doktorunuzun durumunuzu değerlendirirken yaptırdığı başka ölçümlerle birlikte anlamı ve değeri olur.


Kronik Nörolojik Hastalıklar ve Enflamasyon


Beyin ve omurilik merkezli enflamatuar reaksiyonlar '‘nöroenflamasyon" olarak tanımlanıyor. Omurga ve beyin hasarı, sinir sistemini etkileyen enfeksiyonlar, stres ve Parkinson, Alzheimer, MS gibi nörodejeneratif hastalıkların hepsinde nöroenflamasyon var. Bu enflamatuar süreçlere merkezi sinir sistemine özgü bağışıklık hücreleri olan mikroglia hücreleri aracılık ediyor.  Nöroenflamatuar reaksiyonları iyi araştırmak gerekiyor. Bu reaksiyonlar seviyelerine göre, mesela beyin hasarında olduğu gibi, tamirata yönelik ve yararlı olabilir.


Nöroenflamasyonun MS’in her aşamasıyla (tekrarlayan düzelen MS, sekonder ve primer progresif MS) bağlantılı olduğunu gösteren tıbbi çalışmalar var. Bu şekilde enflamasyonun MS’in bir parçası olduğunu biliyoruz.


Bu durumda akla gelen ilk sorular : enflamasyonu azaltmak MS’te gidişatı pozitif yönde etkiler mi? Enflamasyon süresini uzatan, müdahale ederek hafifletebileceğimiz zararlı çevresel fakrörler neler? MS’in gidişatını kötü etkileyen enflamasyonun azalmasına katkıda bulunmak için yapabileceğimiz şeyler var mı?


Dr. Mark Hyman gizli enflamasyonu ve sebeplerini anlatıyor. Gizli enflamasyonun kontrolden çıkarak tüm kronik hastalıklarda rol oynadığını belirtiyor. Fonksiyonel tıp eğitimi almış bir doktor olarak öncelikle hastalarında teşhis ettiği veya olması muhtemel enflamasyonun kökenindeki sebepleri bulmaya çalıştığını anlatıyor. Kökendeki sebepler sıklıkla (şeker veya fazla karbonhidrat tüketmek gibi) beslenme hataları, oksidatif stres, egzersiz eksikliği oluyor. Beslenmeyi düzeltmeyi, düzenli egzersiz yapmayı, yoga gibi rahatlama yöntemlerinden yararlanmayı salık veriyor.


Enflamasyonun travma, enfeksiyon gibi çeşitli sebepleri var. Aşağıda bağlantısı verilen vidyoda da Dr. Berg enflamasyonun üç sebebinden bahsediyor. Bunların arasında kortizol direnci ve insülin direnci gibi ilk etapta akla gelmeyen iki faktörü açıklıyor.


Kortizol : Adrenal bezlerinden salgılanan kortizol hormonu. Görevi aslında enflamasyonu sınırlamak olan kortizole de direnç geliştirebiliyoruz. Bunun olası sebepleri kronik stres, ailede bir kayıp, travma, uykusuzluk, ameliyat olabilir. Hücrelerde kortizolü algılaması gereken reseptörler kortizolü algılayamadıkça adrenal bezleri daha fazla kortizol salgılar. Kortizol direnciyle gelen kortizol fazlalığı bağışıklık sistemimiz üzerindeki kontrolü zayıflatarak vücudumuzu enfeksiyonlara, otoimmün rahatsızlıklara açık hale getirir.


Enfeksiyon : Vücutta bakteriyel, virütik veya mantar kaynaklı bir enfeksiyon olması. Sürekli enfeksiyon yorgunluk da yaratır. Sürekli antibiyotik kullanmak vücudunuzdaki zararlı mikroorganizmaları hedeflerken bağırsaklarınızdaki dost bakterileri öldüreceği için metabolizmanızı daha kötü etkiler.  Mümkünse bitkisel bir antibiyotik bulun. Sarımsak, kekik gibi doğal antibiyotikleri düzenli olarak tüketmek sizi karşılaşacağınız enfeksiyona sebep olabilecek mikroorganizmalardan kısmen korur.


Not : Epstein Barr Virüsü
Vücutta yerleşik hale gelmiş bazı virüslerin yarattığı enfeksiyonların farkına varılmasa bile, bu virüsler düşük yoğunluklu enflamasyona neden olabiliyor. MS’in olası sebepleri arasında sayılan Epstein Barr virüsü gibi...

Epstein Barr, insanların büyük çoğunluğunun çocukluk çağında maruz kaldığı bir virüs. Epstein Barr, herpes simpleks ve CMV gibi özellikle MS’le alakalı görülen virüslerden. Sebep olduğu mononükleosis hafif bir hastalık olsa bile, bu virüs vücuda yerleştiğinde bazı insanların aralarında multipl sklerozun da bulunduğu bir grup kronik immün sistem hastalığına yatkınlığını artırıyor.
https://www.healthline.com/health-news/connection-between-ms-and-epstein-barr-virus


İnsülin Direnci : Fazla karbonhidrat tüketmek, sık yemek gibi beslenme hataları yüzünden pankreas fazla insülin salgılar hale gelebilir. Fazla insülin vücutta enflamasyon yaratır. Çaresi beslenmenizi düzeltmek, en başta karbonhidrat (şeker ve unlu mamüller gibi) tüketiminizi azaltmak. Taş devri diyeti (paleolitik diyet) veya ketojenik beslenmeye geçmek insülin direncini önce azaltır; sonra metabolizmanızın normale dönmesini sağlayabilir. Bir de intermitan açlığa bir şans verirseniz (yani hergün 12 - 16 saatlik açlık yaparsanız), vücutta enflamasyon kaynaklı sıkıntıların azaldığını görebilirsiniz.


Enflamasyonu Artıran Besinler ve Bazı  Alışkanlıklar


Günümüzde beslenmemiz daha çok şekere kolay dönüşen basit karbonhidratlara (unlu mamuller, ekmek, makarna, pide, pizza vs.) dayanıyor. Şeker aslında zaten birçok natürel yiyecekte doğal olarak bulunurken (meyveler, sebzeler, bal gibi), işlenmiş şeker gibi bir anti besin ve rafine unla yapılan mamuller birçoğumuzun beslenmesinde, ana ve ara öğünlerinde, biraraya geldiğimiz sosyal toplantılarda çok yer tutuyor. İnsülin direnci, fazla kilolar ve kalp hastalıkları bu durumun birbirini izleyen sonuçları.

Şekerin enflamasyonu artırdığı biliniyor. Şeker yerine ilaçlada bile (!) kullanılan aspartam vücudun tanımadığı yapay bir madde olarak immün reaksiyonlara sebep oluyor. Aynı zamanda en bilinen eksitotoksinlerden biri olarak bize daha fazla zarar veriyor. Aspartam gazlı içeceklerde bolca kullanılıyor. İşlenmiş, doğal veya suni, şeker her biçimiyle enflamatuar ve sağlığa çok zararlı.

Eksitotoksinler
Eksitotoksinler aspartam, mono sodyum glutamat (MSG,  nam-ı diğer ‘çin tuzu’) gibi gıda katkı maddeleriyle vücudumuza giren, nöronların aşırı uyarılmasına, bunun sonucunda ölmesine neden olan zararlı bileşikler. (Bu eksitotoksin konusunu başka bir blog yazısında ele almamız lazım; önemli.)

Sigara, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) açıklamasına göre önlenebilir hastalıklara ve erken ölüme yolaçan sebepler arasında birinci sırada. Her yıl dünyada 4 milyon ölümün sigara sebebiyle gerçekleştiği bildiriliyor. Sigaranın damarlarda yarattığı hasar bağışıklık sisteminin tepkisini harekete geçirerek enflamasyonu gösteren ölçümlerde (CRP) ve akkan (lenfosit)  sayısında artışa sebep oluyor.

İşlenmiş, hazır gıdalar ve fast food restoranlarında verilen yiyecekler
Hazır gıdaların sağlık için zararlarından o kadar sık bahsedilir oldu ki! Bu yiyeceklerin geçtiği işlemler, içlerinde bulunan katkı maddeleri, MSG (monosodyumglutamat = çin tuzu) gibi uyarıcılar (eksitotoksinler), tuz, şeker hepsi vücudumuzdaki serbest radikal yükünü, hücrelerimizdeki enflamasyonu artıran maddeler.


Tuz : Tıbbi araştırmalar tuz tüketiminin özellikle kronik hastalıklara yakalanma riskini artıran enflamatuar sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.
Başka Çevresel Faktörler
Dışarıda asbest, karbon monoksit gibi kimyasallara, ev içinde pek şüphelenmeden kullanılan boya, dekorasyon malzemelerinden (zemin kaplamaları, perde ve döşemelik kumaşlar vs.), temizlik için kullanılan maddelerden havaya yayılan kimyasallara maruz kalmak da serbest radikallere, dolayısıyla enflamasyona yol açıyor. Hayatımızı kuşatma altına alan kimyasalların içinde kişisel bakım malzemelerini, kozmetikleri de saymak lazım. Çünkü bunlar da cildimizden emilerek direkt kan dolaşımımıza giriyor.

Saydığımız tüm toksik faktörler, bazı virüsler karaciğerimize hasar veriyor. Alkol, beslenme hataları, özellikle fazla şeker ve tuz tüketimi karaciğer yağlanmasına neden oluyor. Hasar gören karaciğer enflamasyon yaratıyor.

Serbest demir : Demir vücudumuz için çok gerekli bir mineral olsa da, özellikle kalitesi düşük demir takviyelerinin yol açabileceği demir fazlalığı yıkıcıdır. Yarattığı tahribatı vücut kalsiyum ve kolesterolle tamir etmeye çalışır. Yani plak yaratarak!


Omega 6 yağ asitleri: özellikle 1980’lerden beri yemek pişirmek için rafine mısır yağı, ayçiçek yağı ve margarinler kullanılıyor. Hazır gıdaların içinde de bolca işlenmiş bitkisel yağ veya trans yağ bulunuyor. Beslenmemizde yeralan omega 3 - omega 6 yağ asitlerinin oranı omega 6 yağ asitlerinin çok fazla tüketilmesi sonucu bozulmuş durumda. Fazla omega 6 tüketmek vücudumuzda enflamasyon yaratıyor.


Sürekli düşük yoğunluklu enflamasyon yaşamak vücudun histamin salgılamasına, dolayısıyla yorgunluğa sebep olur. Yorgun argın egzersiz mi yapacağız, demeyin. Çünkü hareket kabiliyetimizi, esnekliğimizi korumak zorundayız. Egzersiz anti-enflamatuar. Enflamasyonu dindirmek için doğada, açık havada vakit geçirebilir, meditasyon gibi rahatlama tekniklerinden yararlanabiliriz.


Enflamasyonu Azaltan Besinler, Baharatlar ve Gıda Takviyeleri


Halihazırda belirti vermediğini düşünsek de kronik rahatsızlıklara sahip olmak vücudumuzda enflamasyon olduğunu varsaymak için sanırım yeterli.  Varolan enflamasyonu temizleyip şeker gibi enflamasyonu besleyen etkenlerden uzak durmak ve sık yemek yemek gibi kandaki insülin seviyesini sürekli dalgalandıran alışkanlıklardan vazgeçmek yararımıza olur.


Doğal yiyeceklerle beslenmenin öneminden sık bahsediyorum. Gıda takviyelerinden de yararlanalım derim. Vücuttaki gizli enflamasyonu kontrol altına almak sözkonusu olduğunda en büyük faydayı Omega 3 yağ asitleri veya Balık Yağı sayesinde görürüz. Çünkü birçok faydasının yanında balık yağı antienflamatuardır. Bunu bilmek, balık yemek veya güvenilir bir balıkyağı takviyesi almak için sebeplerimizi artırır.


Enfeksiyonlardan kaynaklanan enflamasyonu kontrol altında tutabilmek için sarımsak, karanfil, kekik gibi  antibiyotik özellikleri bilinen doğal sebzeler ve baharatlardan yararlanmalıyız.


Ayrıca, beslenmemize katarak enflamasyondan uzaklaşmamıza yardım edebilecek ne çok doğal yiyecek olduğunu göstermek için şöyle bir liste ekliyorum :


- Zerdeçal (hint safranı), zencefil - toz veya taze
- Tarçın
- Chia tohumu  (içinde bol omega3 bulunur)
- Keten tohumu, kenevir tohumu
- Ceviz, fındık, kaju gibi kuruyemişler (tuzsuz, mümkünse fasülye, nohut gibi suda bekletilmiş)
- A, B, C, D, E, K vitaminleri içeren doğal yiyecekler
- Brokoli, karnabahar, lahana
- Yeşillikler, özellikle ıspanak, karalahana, kıvırcık lahana gibi koyu yeşillikler
- Omega 3 için doğal balıklar (çiftlik balığı bol antibiyotik içerir)
- Mavi yemiş (blueberry), böğürtlen, tüm taneli, dutsu meyveler
- Üzüm : üzüm kabuğunda ve çekirdeklerinde bulunan resveratrol (antioksidan)
- Elma kabuğu, vişne
- Zeytinyağı
- Yeşilçay
- Tatlı patates
- Avokado, hindistan cevizi yağı ve sütü
- Tereyağ (süt alerjisi  olanlar, kazein proteininden kaçınmak isteyenler için sadeyağ
- Cayenne - arnavut biberi
- Kelp (esmer suyosunu) veya ulaşabildiğiniz başka su bitkileri (mesela deniz börülcesi)
- Yerel mantarlar veya shiitake gibi bildiğiniz başka mantar türleri
- Çiğ kakao (antioksidan)


Yiyebileceklerimiz bunlarla sınırlı değil tabii. Yeter ki mevsiminde, natürel yeşillik, sebze ve meyveler yiyelim. Meyve yerken taneli, mümkünse koyu renkli olanlarını tercih edelim. Meyveler de şeker (fruktoz) içerdiği için çok yemekten kaçınmak lazım.

========= o========

Yazıda şimdiden farkettiğim eksikler var. Enflamasyonu artıran gıdalardan sözederken giderek daha fazla tahıla, baklagile ve hazır gıdaya sızan GDO’lardan ve bunları ilaçlamakta kullanılan Glifosat gibi tarım ilaçlarının sağlık üzerindeki negatif etkilerinden bahsetmemek olmaz. Bu konuyu bir sonraki yazıya bırakıyorum; yazımız fazla uzadı sanki.



Vidyolar :
https://www.youtube.com/watch?v=xK34r0oBi0A   Dr. Jockers Enflamasyon ve Otoimmünite üzerine
https://www.youtube.com/watch?v=YxeXfjWzqjc   Dr. Berg - Enflamasyonun 10 Tetikleyicisi
https://www.youtube.com/watch?v=mFozTOH5N0k  Dr. Berg - Enflamasyonun sebepleri


Kaynaklar :









30 Nisan 2019 Salı

Dr. Wahls'ın Meşhur TEDx Konuşması




Merhaba, zaman zaman önceki yazılarda verilen bağlantıların çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorum. Dr.Terry Wahls hakkındaki yazıyı eski bir yazı olduğu için düzenleyemiyorum. Bu nedenle Dr.Wahls'ın beslenmesini değiştirerek MS'in ağır belirtilerinden kurtuluşunu (herkeste aynı sonucu vermeyebilir) anlattığı meşhur TEDx konuşmasının güncel bağlantısını veriyorum :

https://www.youtube.com/watch?v=KLjgBLwH3Wc

http://ms-alternatif-terapi.blogspot.com/2012/05/mste-geri-donus-mumkun-mu.html

İlhamımızı ve umudumuzu hep taze tutmak gerekiyor.












16 Nisan 2019 Salı

LDN Research Trust Tarafından Yapılan Yeni LDN Belgeseli



https://vimeo.com/326609567?utm_source=LDN+Main+List&utm_campaign=e3c6811114-EMAIL_CAMPAIGN_2019_03_26_06_11&utm_medium=email&utm_term=0_43cd4ef672-e3c6811114-229665811


İzleyeceğiniz belgeselin sunuşu LDN Research Trust'ın kurucusu Lisa Elsegood tarafından yapılıyor. Belgeselin adı "LDN in Ireland" (İrlanda'da LDN).


Belgeselde konuşan doktor ve eczacılardan Dr. Philip Boyle aile hekimliği ve hastalarının doğurganlık sorunları üzerine çalışıyor. Doğurganlıkla, kısırlıkla uğraşırken klinik bir deneme yanılma yöntemi izlediklerini söylüyor. Bu bakış açısıyla LDN verdiği hastalarının romatoid artrit gibi immün hastalıklarını hafifletmenin yanında çabuk hamile kaldıklarını farketmiş. "Genel sağlığınızı düzelten herşey doğurganlığınızı da iyi etkiler" diye düşünüyor. MS gibi hastalıklarda da LDN kullanmanın vücuttaki enflamasyonu azalttığını söylüyor.

Doktor olarak "Primum non nocere - Önce zarar verme" ilkesini benimsediğini vurgulayan Dr. Boyle 15 yıldır hastalarında LDN kullanmış, özellikle hamilelik sırasında da LDN'yi kesmediğini söylüyor. Anneler için de bebekler için de bu durumun herhangi bir sağlık sorunu yaratmadığını belirtiyor. Hamilelik sırasında LDN kullanmaya devam eden annelerin bebeklerinde herhangi bir gelişimsel sorun görmediği gibi bu bebeklerin doğumdan sonra da ters bir etki yaşamadığını, muhtemelen bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğunu söylüyor. Bu son gözlemini şuna bağlıyor : hamilelik sırasında annenin vücudu daha çok endorfin salgıladığı için  bebek de sağlık açısından pozitif etkiler yaşıyor.

Dr. Boyle LDN'nin tüm hastalarda işe yaramadığını, bazı hastaların tedaviye cevap vermediği belirtiyor. 

Artık LDN (düşük doz naltrekson) tedavisi hakkında daha fazla araştırma yayınlanıyor, yayın üretiliyor. Tıbbi araştırmalara ulaşabildiğiniz dev veritabanı Pubmed'de LDN hakkında giderek daha çok sayıda araştırmaya erişebiliyorsunuz. Julia Shopick The Power of Honest Medicine (Dürüst Tıbbın Gücü) kitabında LDN'ye bir bölüm ayırmış. The LDN Book gibi sadece LDN üzerine yazılmış kitaplar da var.

LDN konferansları düzenlenir oldu. İlk yıllık LDN konferansı 2005'te New York Academy of Sciences'da (Fen Bilimleri Akademisi) düzenlenmiş.

https://www.lowdosenaltrexone.org/conf2005.htm

LDN Research Trust tarafından düzenlenen 2017 LDN Konferansı Portland, A.B.D.'de, 2018'deki konferans Glasgow, İskoçya'da yapıldı. Bu konferans avrupadaki ilk LDN konferansı ve ilgilenenler kayıtlarını aşağıdaki bağlantıdan satın alabilir.

https://www.ldnresearchtrust.org/conference-2018

Düşük doz naltrekson (LDN) tedavisi 1980'lerden beri çok geniş bir yelpazede yeralan rahatsızlıklarda (otizm, kanser, MS, romatoid artrit, Crohn hastalığı, skleroderma vb.) denenegeldi. Ucuz, yan etkisi çok az. Şimdilik konvansiyonel tıp, dolayısıyla anaakım medya bu tedavi yönteminin üstünlüklerine ve başarısına sırt çevirse de, belki benim gibi LDN savunucularının 'işte böyle, güneş balçıkla sıvanmaz' diyebileceği günler çok uzakta değildir.