Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


20 Mayıs 2015 Çarşamba

İmgelenen Fiziksel Egzersiz ve Neroplasti

Beynin kabiliyetleriyle ilgili bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Ocak 2007’de Time dergisinde How the Brain Rewires Itself (Beyin kendini nasıl yeniden yapılandırır) başlığıyla yayınlanmış, Sharon Begley’e ait bir yazı.


Yazı, sinirbilim (neuroscience) uzmanı Alvaro Pascual-Leone’nin organize edip Harvard üniversitesinde yürüttüğü bir çalışmayı konu alıyor. Bu çalışmada, piyano çalmayı bilmeyen bir grup denek beş gün boyunca günde iki saat verilen bir piyano parçasını çalışıyor. Daha önce piyano çalmamış olan kontrol grubu da bu egzersizleri imgeliyor, yani egzersizleri zihinlerinde canlandırıyor. Transkranyal motor stimülasyon (TMS) testi piyano egzersiziyle hareket eden parmakların beynin motor korteksi tarafından kontrol edilişini görüntülüyor. Piyano çalarak çalışan deneklerin beyinlerinde parmak hareketlerine ayrılmış olan bölgelerin yayılarak genişlediği saptanıyor. İlginç olan, egzersizleri sadece zihinsel olarak yapan grupta da TMS testi sonuçları benzer çıkıyor. Ayrıca salt zihinsel çalışma yapan grup piyano egzersizlerini neredeyse fiziksel çalışma yapanlar kadar iyi çalabilmiş. İşte bu sonuç sinirbilim açısından devrim  niteliğinde. Çünkü zihinsel egzersizin başka türde hareketler için de  motor korteksi fiziksel olarak değiştirme yetisine sahip olduğunu gösteriyor.


Zihinsel egzersiz ve motor güç kazanımı konusunda yapılan, etkileyici sonuçlar veren iki çalışma daha sıralayabiliriz. Cleveland Clinic’te yapılan 12 haftalık bir çalışmada fiziksel egzersiz yapan deney grubu parmak kaslarını %53 güçlendirirken, bu süre zarfında sadece zihinsel egzersiz yapan grubun parmak kaslarında %35’lik bir güçlenme görülmüş. İkinci çalışma Quebec, Kanada’da, Bishop Üniversitesinde yapılmış. Üniversitenin sporcuları kalça fleksör kaslarını fiziksel olarak çalıştırarak %28 oranında güçlendirmiş. Zihinsel egzersiz grubu aynı çalışmaları zihinsel olarak imgeleyerek kalça fleksörlerini %24 oranında güçlendirmiş.


Zihinde canlandırılan fiziksel egzersiz uzun zamandır atletizm çalışmalarında kullanılan bir metodmuş. Hedefleri görsel olarak imgelemek ve bu hedeflere ulaşmak için izlenecek adımlara konsantre olmak, atletlerin performanslarını artırmak için koçların uzun zamandır yararlandığı yöntemlermiş. İmgelenen egzersizlerin ne denli etkili olabildiği yeni yeni anlaşılıyor.


Yakın zamana dek insan beyni hakkında bilim adamları ve biz sıradan insanların algısı ve bilgisi, erişkin insan beyninin genler ve gelişimle belirlenmiş olan sınırlarının dışına çıkmadığı, artık gelişmediği, “nöroplastisite” (yapısını ve işleyişini değiştirme) yeteneğine sahip olmadığıydı. Fakat artık zihnin beyin gelişimini, hatta beynin yeniden yapılandırılmasını etkileyebileceği biliniyor. Kaza, felç vs. sonucu hasar gören beyin bölgeleri sebebiyle kaybedilen motor fonksiyonların özel bir eğitimle (constraint induced motor treatment) komşu beyin bölgeleri tarafından üstlenilebildiği biliniyor. Yani beyin yeniden yapılandırılabiliyor.


Yukarıda aktardığım çalışmaların bana düşündürdüğü şey imgelenen fiziksel egzersizin MS hastalarına fayda sağlayabileceği. MS'te temel sorun merkezi sinir sistemindeki hasar. En azından başlangıçta, örneğin kollar ve bacaklarda hissedilen güçsüzlük nöral yollardaki iletim bozukluğundan kaynaklanıyor. Eğer hareketi imgelemek Pascual-Leone'nin çalışmasında gösterildiği gibi beyinde ilgili alanların gelişmesini sağlıyorsa bu çok ümit verici. Haddimi aşıyorum ve MS hastalarının egzersizleri zihinlerinde canlandırarak sinir iletiminde iyileşme, belki yeni nöral yolların oluşması gibi çok önemli yararlar görebileceğini hayal ediyorum.


Zihinsel egzersiz konusunda danıştığım bir fizyoterapist, egzersiz yapmanın hem motor, hem de duyusal bileşenlerinin önemli olduğunu söyledi. Yani hareketleri yapmak kadar, hareketler yapıldığında aldığımız geribildirim de önemli. Mesela yürürken yere basan ayağımıza ulaşan geribildirim, dumble kaldırıldığında ağırlığı algılayan ellerimizden, kollarımızdan gelen geribildirim gibi… 

İmgelenen egzersizin etkilerinin çok sayıda araştırmayla gösterilmemiş olması, MS hastaları üzerinde çalışılmamış olması, dolayısıyla uygulamaya yaygın şekilde geçirilmemiş olması bizi yıldırmamalı. Girişimsel olmayan, zararsız yöntemleri kendi üzerimizde neden denemeyelim? İmgelenen egzersiz gerçek egzersizin yerini tutmaz, tamam. Fakat yorgun olduğumuzda veya herhangi bir sebeple hareket edemediğimizde pekala yapmak istediğimiz egzersizleri zihnimizde canlandırabiliriz.



Kaynaklar :





25 Mart 2015 Çarşamba

D Vitamini

Dr. Ahmet Aydın’ın ölüm haberine çok üzüldüm. Eminim onu şahsen tanıyanlar daha da çok üzülmüştür. Bize bir sürü değerli bilgi aktaran, yiyeceklerle ve yaşam tarzımızla çağımız hastalıkları arasındaki bağlantıya karşı bizi uyaran çok değerli bir doktoru kaybettik. Çocuk doktoru olması açıklamarını özellikle önemli kılıyordu. Mesela, çocuklarda çok sık rastlanır hale gelen otizmin psikiyatrik değil, öncelikle metabolik bir hastalık olduğunu söylemesi, yapılabilecekleri anlatması çok önemliydi.
D vitamini hakkında yazarken Dr. Aydın’ın sitesinde verdiği bilgilerden yararlandım.     www.beslenmebulteni.com


D vitamini düzeyimizi yüksek tutmanın faydaları sayısız. D vitamininin kansere karşı koruyucu etkileri olduğunu okuyoruz. D vitamini eksikliği multipl skleroz dahil otoimmün hastalıklara yakalanma riskini artıran bir faktör. Bu tip hastalıklara yakalanıldığı zaman D vitamini takviyesi tedavide başvurulan veya önerilen ilk tedbirlerden biri.  Ayrıca, D vitamini bağışıklık sistemini düzenleyici (immunomodülator) etkinliğiyle de dikkatimizi çekiyor. MS’e yakalanma riskini düşürmek ya da halihazırda MS hastası olanlarda atak sayısını ve şiddetini düşürmek için günlük ne kadar D vitamini almak gerektiği henüz belirli değil. Fakat kanımızda 25 - OH vitamin D testiyle ölçülebilen D vitamini düzeyini 50 ng/mL’nin altına düşürmemekte fayda var.  Unutmayalım, annedeki düşük D vitamini düzeyi bebeğin de hayata düşük D vitaminiyle başlamasına neden oluyor.


D vitamininin enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi var. Depresyonu azalttığı söyleniyor. Artık D vitamininin ne kadar önemli olduğu, eksikliğinin ne kadar çok ve çeşitli hastalığa zemin hazırladığı daha iyi biliniyor, duyuruluyor. Koroner kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, erken yaşlanma, öğrenme güçlüğü, nöropsikiyatrik hastalıklar, kemik erimesi D vitamini eksikliğinin katkıda bulunduğu hastalıkların bir kısmı.


D vitaminin ilk etapta öğrendiğimiz faydası belki vücutta kalsiyum emilimine sağladığı katkı, dolayısıyla kemiklere faydası. D vitamini olmasa, ya da yeterince almazsak besinlerle aldığımız kalsiyumun ancak %10 - 15 kadarı kanımıza geçermiş. Kemik erimesi riskimizi düşünürken en az aldığımız kalsiyum kadar, yediğimiz gıdalarla aldığımız, veya daha iyisi ve etkilisi direkt güneş ışığından yararlanarak sentezlediğimiz D vitamini miktarını da  düşünmeliyiz. Güneşin UVB ışınları sayesinde derimiz D vitamini sentezliyor. Her iki yarımkürede de 40. paralel ile ekvator arasında yaşıyor olmak bu konuda avantaj. Bu aralıkta yaşayan insanlar, yıl boyunca güneşe daha uzun sürelerle maruz kalıp daha çok D vitamini sentezleyebiliyor. Daha kutba yakın enlemlerde yaşayanlarda MS’e rastlanma sıklığının arttığını görürsünüz. Modern toplumlarda, iç mekanlarda geçirilen sürenin artmış olması da bizi günışığından iyice koparıyor. Bu önemli, üzerinde durulan bir bağlantı. Ten renginin açık olması, sentezlenen D vitamini miktarını artırıyor.


Güneşe çıktığımızda cildimizin mümkün olduğunca büyük kısmını güneşe maruz bırakmalıyız. Daha önceki bir yazıda bahsedilen hindistancevizi yağından ince bir katmanı - isterseniz - güneş koruyucusu olarak kullanabilirsiniz. Peşinde olduğumuz morötesi ışınları (UV grubu güneş ışınları) filtrelemediği, yani güneşlenmenin yararını azaltmadığı söyleniyor. Tam tersine, ne kadar düşük faktörlü olursa olsun, ticari koruyucu kremler tavsiye edilesi şeyler değil. En başta, D vitamini de sentezlememizi sağlayan güneş ışınımlarını filtreliyorlar. Güneşte geçirdiğimiz kısıtlı zaman zarfında bu ışınlardan ne kadar faydalanırsak o kadar iyi. Tutun ki güneşte fazla kaldınız; biraz kızardınız. Acıyı, rahatsızlığı alan en iyi çözüm yine biraz hindistancevizi yağı. Gerektikçe cildinize taze sıkım hindistancevizi yağı sürmekten çekinmeyin. Deri bu yağı çabuk çekiyor. Üstelik minör yaralanmalar ve kesikler için denediğim doğal tedaviler içinde en hızlı yanıt aldıklarımdan birisi. Cildi yumuşatıyor, nemlendirici etkisi var.


Derimizin güneş ışığına maruz kalınca sentezlediği D vitamininin çok önemli olduğunu söylüyoruz.  Prof. Dr. Ahmet Aydın sitesi www.beslenmebulteni.com ’ da insan vücudunda bulunan D vitamininin % 90 - 95’inin deride sentezlenen D vitamini olduğunu, özel olarak D vitaminiyle takviye edilmemişlerse gıdalardan alınan D vitamini miktarının çok önemli olmadığını belirtmiş. Yine de hangi yiyeceklerin bizim için doğal D vitamini kaynağı olduğunu yazalım : karaciğer, yağlı balıklar, yumurta sarısı, bazı mantar türleri (örn. portobello).


Modern hayatın güneşle aramızdaki bağı koparmış olması, dünya nüfusunun yarısından çoğunda değişen düzeylerde D vitamini eksikliği görülmesini açıklıyor. Sanayi devriminden önce insanların çoğu doğal ortamlarda güneşte bol vakit geçirerek yaşarken bu kadar yaygın ve vahim bir D vitamini eksikliği tablosu yoktu. Kalp hastalıkları, otoimmün hastalıklar, kanser gibi hastalıkların sürekli artışta olması, başka faktörlerle beraber farkında bile olmadan böyle bir eksiklikle doğmamızdan veya yıllar içinde D vitamini düzeyimizin normalin alt sınırında, hatta onun da altında seyretmesinden kaynaklanıyor olmalı.


Bir daha kan testi yaptırdığınızda 25 - OH D3 (25 hidroksi kolekalsiferol) değerinizi de ölçtürürseniz D vitamini düzeyinizi öğrenirsiniz. Güneşten kaçmayıp güneş ışınlarının etkili olduğu saatlerde (sabah 10:00 ve öğleden sonra 16:00 arası) günde 20 - 30 dakika güneş almaya çalışın. Dr. Ahmet Aydın’dan alıntı : “Gölgenizin boyunuzdan kısa olduğu saatlerde güneşlenin.” Güneşlenme sonrasında bir süre vücudun güneş gören yerlerini sabunlamayın; sıcak su ve sabunla D vitamininin deriden uzaklaştırıldığını bilmekte yarar var.


Güneş ışınlarının dünyaya eğik ulaştığı, güneşe çıkamadığımız günlerde (yaz ayları dışında) bir solaryum merkezine de devam edebiliriz. Güneş ışığına çıkmak yeterince sık mümkün olmuyorsa günde en az 1000 - 2000 IU D vitamini takviyesi alabilirsiniz. Takviye alırken hayvansal D vitamini (D3 - cholecalciferol) almakta fayda var. Bitkisel D vitamini (ergocalciferol) o kadar etkili değildir. D vitamini değeriniz çok düşükse doktorunuzla görüşerek öncelikle bu değeri yukarı çekmeye çalışabilirsiniz. Sonrasında düzenli takviyelerle D vitamini düzeyinizi normal değerlerde tutmayı hedeflersiniz.

D3 (hayvansal D vitamini) alır veya sentezlerken magnezyum, çinko minerallerinden ve başka faydalarının yanısıra kalsiyum metabolizmasında oynadığı rol sebebiyle önemli olduğu anlaşılan K2 vitamininden de (menakinon) yeterince almamız gerekiyor. K2'nin kaynağı hayvansal gıdalar : kırmızı et, tavuk, yumurta sarısı, tereyağ. Ayrıca yoğurt ve peynir gibi fermente yiyecekler de önemli naturel kaynaklar. Gün geçmiyor ki beslenmemizde olması gereken veya takviyelerle almamız gereken başka bir vitamin, mineral, enzim vs. öğrenmeyelim. Doğal kaynaklardan, çeşitli beslenerek bu sorun aşılabilir muhtemelen; fakat çeşitli eksikliklerimiz ve önemli bir rahatsızlığımız olduğu düşünülünce hangi yiyecekleri yememiz, hangi takviyeleri düzenli olarak kullanmamız gerektiğini belirlemek gerekiyor. İşte bir araştırma ve yazı konusu!


Kaynaklar :



Coconut Cures Bruce Fife















15 Ocak 2015 Perşembe

Sevgili Yürütecim

Evet, evet, bu yazının D vitamini hakkında olacağını yazmıştım. Fakat hazır aklımdayken sevgili yürütecim hakkında bir yazı yazmak istiyorum. Bir seneden fazladır hayatımda bir yürüteç var. İlk zamanlarda pek kullanmadıysam da özellikle ev dışında artık hep kullandığım bir gereç.

Multipl skleroz en çok dengemi bozduğundan yürümek için yardımcı bir aparata uzun zamandır ihtiyaç duyuyordum. Belki 2009’dan beri evin dışındayken baston kullanıyordum. Evde hayat kolay. Denge sağlamak için tutunacak eşyalar, duvarlar var. İngilizce “wall walking” (duvar yürüyüşü) başka kullanımları dışında, MS hastalarının ve dengeyle ilgili sorunlar yaşayan diğer kişilerin kapalı mekanlarda denge sağlamak için duvarlar, kapı pervazları ve çevrelerindeki eşyalardan destek alarak yürümelerini tarif etmek için kullanılıyor.

Baston, dengesi ileri derecede bozuk olmayan biri için yeterli bir çözüm. Fakat dengeniz ciddi ölçüde bozuksa bastonla yapılan yürüyüş yeterince uzun süreli olmuyor. Üstelik kas-iskelet sisteminizi normale yakın bir şekilde kullanamadığınız için verimli, güzel bir yürüyüş yapamıyorsunuz.

Yürüteçten sonra hayatımda olan değişikliklerden bahsedeyim biraz. Kullandığım yürüteç iri dört tekerleği (çap : 18 cm) ve arka frenleri olan bir model. Eğimli yollardan inerken frenlerle inişinizi yavaşlatabiliyorsunuz. Beni çok rahatlatan bir özelliği de oturma yeri olması. Yürürken yorulunca veya ara vermek isteyince kendinizi emniyete almak için yürütecin (rollatörün) frenlerini de kullanarak oturuyorsunuz. Bu özelliklerinden dolayı artık daha sık ve daha uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Sadece bastonla yürümeyi hayal edemeyeceğim eğimli yolları yürüteçle denge sorununu bertaraf etmiş olarak rahatça  inip çıkabiliyorum.

Yürüyüşleri artırmış olmanın sonucunda bacak kaslarım güçleniyor. Akciğer kapasitem artıyor. MS hastaları yaş ilerledikçe - eğer hareketsizliğe alışmışlarsa - kalp rahatsızlıklarıyla tanışabiliyorlar. Egzersizin yararları saymakla bitecek gibi değil. Kalbi iyi çalıştırması, kan dolaşımını düzene sokması,  psikolojik duruma pozitif katkısı...

Baston kullanmak, yürüteç kullanmak bazılarımıza itici gelebilir. Genç yaşta yürüme desteğine ihtiyaç duyuyor olmak çok can sıkıyor olabilir. Durumu, ihtiyaçlarımızı kabullenip yolumuza devam etmekten başka ne yapılabilir? Her durumda varolan hareket kabiliyetimizi korumaya, mümkünse artırmaya çalışmalıyız. Bu arada, beslenme değişikliği gibi genel sağlığımıza iyi gelmesi muhtemel yöntemleri de deneyecek morali, motivasyonu belki kısmen artan fiziksel veya sosyal faaliyetlerimizden alacağız. Yürüme desteği konusuna pragmatik yaklaşmak lazım. Eğer daha özgür olmamızı ve daha çok hareket etmemizi sağlayacaksa neden gerekli aparatları kullanmayalım? Çabamızı görenler, tanıdıkları başka hastaları daha çok hareket etmeye teşvik edebilir. Bu sefer örnek gösterilen çocuk olmak hiç de gıcık bir durum değil ! Sonuçta hem kendimize, hem başkalarına faydamız olur.

Yürüteçten sonra farkettiğim, bu hastalıkta hep kayıp ve düşüş yaşamak zorunda değiliz. Toparlanmak, güçlenmek de mümkün.




Not :   Kullandığım baston, Kifidis’te satılan katlanabilir bir model. Ucuna takılan tripodla benim gibi denge sorunu yaşayanlar için daha işe yarar hale geliyor.      www.kifidis.com.tr

Yürüteci  “yürüteç” veya “rollatör” kelimeleriyle aratabilirsiniz. Online satış sitelerinden sipariş edilebiliyor. Dışarıda yürüyüş için kullanacaksanız kesinlikle iri tekerlekli bir model alın. Zaten aradığınızda Türkiye’de satın alınabilecek iri tekerlekli yürüteç olarak genellikle benim de kullandığım WOLLEX marka rollatörle karşılaşıyorsunuz.

9 Aralık 2014 Salı

Melatonin

İnsan beyninin ortasında endokrin sistemimize ait hacmi küçük, önemi büyük bir bez var. Pineal bez (epifiz bezi) ismini çam kozalağına benzeyen konik biçiminden alır; büyüklüğü pirinç tanesi kadardır ve retinadaki hücrelere benzeyen ışığa duyarlı hücreleri tarafından üretilen serotonin temelli bir hormon salgılar : melatonin.


Hayvanların dışında bitkiler, mantarlar ve bakterilerde de melatonin bulunması bu maddenin dünyada yaşamın evriminde ne kadar temel bir role sahip olduğunu gösteriyor.

Beynin iki yarıküresinin arasında bulunan, fakat kan-beyin  bariyerinin koruması dışında kalan epifiz bezi, omurgalılarda mevsimsel biyolojinin, yani üreme, davranışlarda farklılıklar (göç, kış uykusu vb.), tüylerin farklılaşması gibi döngülerin düzenlenmesinde merkezi rol oynar. Epifizin salgıladığı melatonin, insanlarda birbirini zincirleme olarak etkileyen hormon bezlerine ait salgılama zincirinin tepesinde yeralır. Günlük uyku-uyanıklık döngüsünü ve biyolojik saati yönetir. Bağışıklık sistemini düzenleyicidir. Bu önemli bez kimileri tarafından üçüncü göz olarak adlandırılmış. Fransız filozof Rene Descartes (1596 - 1650) epifiz bezini ruhun mekanı olarak tanımlamış, ruh ve zihnin bağlantısını sağladığına inanmış.  Epifiz hakkında spiritüel bir açılım!

Gece ve gündüz saatleri arasında, güneşli ve havanın kapalı olduğu günler arasında kendimde gözlemlediğim, başka MS hastalarında da olduğunu bildiğim daha çok enerji düzeyiyle ilgili farklar bana epifiz beziyle MS arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyor. MS’le alakalı olmayan bir organ var mı öte yandan? 

Melatoninin enfeksiyonlara ve virüslere karşı vücudu güçlendirdiği biliniyor. Ergenlikle beraber küçülen bu bez kan basıncımızı düşürüyor, stresle başa çıkmamızı kolaylaştırıyor. Karanlıkla beraber artan melatonin salgısı bizi uykuya hazırlıyor.

Melatonin vücudumuzun ürettiği en etkili antioksidanmış. Bu özelliği sayesinde, tüm hücrelerimizde çok sayıda bulunan, hücrelerimizin enerji santrali olan mitokondrion adlı organellerin (çoğulu mitokondri) serbest radikallerin yıkıcı etkilerinden korunmasını sağlıyor. Giderek daha çok sayıda hastalıkta - ki bunlar arasında MS de var - hücrelerimizin uğradığı serbest radikal saldırıları sonucu mitokondrinin hasar görmesinin temel sebeplerden biri olduğu anlaşılıyor.

Bu noktada, kahramanım Dr. Terry Wahls’ın SPMS sonucu tekerlekli sandalyedeyken vücudunda hücresel düzeyde bir tamirat başlatmak amacıyla, mitokondri sağlığı için beslenme şeklini değiştirmesi gerektiğine karar verdiğini, öncelikle alışıldık batı tipi beslenmeyi terkedip beslenme öğelerince zengin gıdalar tüketerek ve tekerlekli sandalyede geçirdiği yıllar boyunca zayıflayan kaslarını güçlendirerek hastalığının gidişatını değiştirdiğini hatırlatmak istiyorum. Deneyimlerini anlattığı ilk kitabı “Minding My Mitochondria”dan bahsetmiştim.  Bu kitapta, ağırlıklı olarak beslenme tarzında yaptığı değişikliklerden sözetmiş; mutfağında kullandığı tariflere yer ayırmış. Günümüzdeki yaygın batı tipi beslenme şeklinin aslında insanların hücrelerinin ihtiyaç duyduğu besin öğelerini sağlamaktan çok uzak olduğundan, bunun da kronik hastalıklara zemin hazırladığından emin olmakla beraber, uyguladığı değişikliklerin her MS hastasında benzer pozitif değişiklikleri yaratıp yaratmayacağı konusunda garanti verilemeyeceğini, bu konuda araştırmalara ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Dr. Wahls yeni kitabı “The Wahls Protocol”da mücadelesini daha kapsamlı anlatıyor. Beslenme tarzında yapılan değişikliklerle MS hastalarının semptomlarında önemli düzelmeler gözlemlediği araştırmaları ekibiyle beraber bizzat yürütüyor. Yeni kitabın yarısı MS’le Wahls yöntemiyle mücadelenin en önemli bileşeni olan beslenme değişikliğine ayrılmış. Kitabın diğer yarısında MS'le (veya diğer kronik hastalıklarla) mücadelede işe yarayabilecek diğer yöntemlerden bahsedilmiş. Detoks, egzersiz, bazı besin takviyeleri, stres yönetimi, kil banyoları, uzak durulması gerekenler (kafein, alkol, uyku hapları vs.) bahsedilenler arasında. Düzenli uyku çok önemli olduğu için melatoninden ve melatonin düzeyimizi nasıl artırabileceğimizden de sözedilmiş. 

Dr. Terry Wahls'ın melatonin hakkında yazdıklarını özetlemek istiyorum. Öncelikle iyi bir uyku çekmemizin nasıl epifiz bezinden salgılanan melatonin  miktarına bağlı olduğundan, modern hayatın yapay ışık kaynaklarıyla melatonin düzeyimizi nasıl düşürdüğünden sözetmiş. Melatonin döngümüzü tekrar düzene sokmak için önerdikleri şunlar :

* Hergün sabah veya öğle saatlerinde en az yarım saat boyunca gökyüzüne bakarak doğal mavi ışık dozunuzu alın

* Yatağa 20:00 - 22:00 arasinda girin

* Özellikle uyku problemleri yaşayanlar yatmadan en az 2 saat önce (gün batımından sonra olabilir) doğal ışığın uyarıcı nitelikteki mavi spektrumunu bloke eden sarı camlı gözlükler takabilir.

* Uykudayken tam karanlıkta olmayı garantilemek için uyku maskesi takın. (Ben bu iş için eski yemeniler kullanıyorum.) Denge problemi yaşayanlarımız gece kalktıklarında düşmemek için açık bir ışık kaynağı bırakır. Gece yataktan kalkmanız gerekirse sarı camlı gözlüklerinizi takmayı unutmayın.

* Ayrıca melatonin takviyesi almayı düşünüyorsanız, uyumadan 1 - 3 saat öncesinde 1 mg melatonin alabilirsiniz . Aslında, varsa uyku probleminize göre (uykuya dalamama, gece sık uyanma vs.) melatonin kullanma şeklinize ve kullanacağınız doza doktorunuzla beraber karar verseniz daha iyi olur. Dr.Wahls, melatonin takviyesinin kısa dönemlerle ve aralıklarla kullanılmasının iyi olacağını söylemiş. Melatonin düzeylerimizi normale çekmenin doğru zamanlarda yeterli miktarda doğal ışık almamıza bağlı olduğunu hatırlatmış.


Melatonin kullanırken olası ilaç etkileşimlerine dikkat! Melatonin,


  • Kan sulandırıcılar
  • Bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar
  • Diyabet ilaçları
  • Doğum kontrol hapları
ve başka ilaçlarla etkileşime girebilir. Melatonin aldıktan sonra 4 - 5 saat araba kullanmak, makine operatörlüğü gibi dikkat gerektiren faaliyetlerde bulunulmaması gerekiyor.

Melatoninin doğal kaynakları : kiraz, muz, ananas, portakal, üzüm, şifalı bitki veya baharat olarak kullandığımız çeşitli  otlar, zeytinyağı, şarap, bira.
Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, melatoninin muhtemelen antioksidan etkileri sayesinde glutamat (amino asit ve beyin için bir nörotransmiter - fazlası nöron ölümlerine yol açıyor) kaynaklı nöron ölümlerini azalttığı görülmüş. 31 ALS hastasının katılımıyla yapılan bir klinik çalışmada iki yıl boyunca verilen yüksek doz melatoninin hastalar tarafından iyi tolere edildiği gözlenmiş. ALS - Amyotropic Lateral Sclerosis çevresel sinir sisteminde tutulumları olan yıkıcı bir nörodejeneratif hastalık; duymuşsunuzdur.


Melatoninin faydalı olduğu diğer rahatsızlıklar ve süreçler arasında hassas (irritabl) bağırsak sendromu, periyodik ekstremite hareket bozukluğu (huzursuz bacak sendromuna benzemeyen yanı bu bozukluğun uyku sırasında yaşanması ve hastanın bu esnada durumun farkında olmaması, dolayısıyla hareketlerini kontrol edememesi), migren, menopoz, Alzheimer hastalığında uyku bozuklukları bulunuyor.


Güneşle aramıza engeller koymayalım



Güneş ışığı - özellikle uzun dalga boyundaki UV ışınları - endokrin sistemimizi uyarıyor. Böylece hormonal faaliyetleri ve bağışıklık sistemimizi düzenliyor. Hergün en az yarım ile bir saat arasında doğrudan güneş ışığı almamız gerekiyor. Doğru zamanlarda melatonin salgılamak için bol ışıklı saatlerde melatonin salgısını azaltmak gerekiyor. Uyku-uyanıklık ritminin doğal halinde tutulması, uykusuzluğun tedavi edilebilmesi için hergün uygun zamanlarda mavi ışık dozumuzu almamız gerekiyor. Bu sırada güneş ışınlarını bloke eden güneş gözlüklerini kullanmamak önemli. Bazen sağlık için stilden feragat etmek gerekiyor ;)

Her türlü cam, güneşten gelen yararlı UV ışınlarını engellediği için araba camının, pencerelerin, hatta kontakt lenslerin ardından gördüğümüz güneş bizim için yararlı olamıyor. Ayrıca zararlı olduğu söylenen, köşe bucak kaçılan güneş ışınları uzun sürelerle maruz kalınırsa zararlı olan "kısa dalga"  UV ışınlarıymış. Kısa dalga boyundaki UV ışınlarını bloke etmeye çalışırken doğal endokrin faaliyetlerimiz, ruhsal ve bedensel sağlığımız için çok gerekli uzun dalga UV ışınlarını da bloke ediyoruz.

Zamanımızın büyük kısmını iç mekanlarda geçiriyoruz. Güneş ışığından uzak kalmamızın yanında bir de gözlerimiz bize doğal (tam spektrum) ışığı sağlamayan ışık kaynaklarının sağladığı yapay ışığa maruz kalıyor. Ofislerimizi, fabrikaları, büyük mağazaları, çocukların neredeyse tüm günlerini geçirdikleri floresan lambalarla aydınlatılmış ortamları düşünün. Bu tür aydınlatmaya alternatif olarak tam spektrum aydınlatma keşfedilmiş. Amerika'da yapılan deneylerde,  fabrika ortamında tam spektrum aydınlatma kullanıldığında ve pencere camları plastikle değiştirildiğinde çalışanların salgın hastalıklara yakalanmadığı gözlenmiş. Aynı değişiklikler (tam spektrum aydınlatma ve plastik pencereler) okullarda yapıldığında günümüzde çocuklar arasında çok yaygın olarak görülen hiperaktivite bozukluğu, kronik şiddet, konsantrasyon bozukluğu ve diğer davranış bozukluklarının haftalar içinde kaybolduğu görülmüş. Bu son derece önemli, nedense duyulmayan bir keşif.

Son bir örnek de kuzey ülkelerinden... Bu ülkelerde uzun kış ayları ve kısa süren gündüzler boyunca ihtiyaçları olan güneş ışığından mahrum kalan insanların yararlanmaları için günümüzde   ışık klinikleri bulunurmuş. Ayrıca birçok ev, ofis ve kamu mekanında tam spektrum aydınlatma kullanılıyormuş. Madem bu denli yararlı, özellikle okullarda tam spektrum lambalar kullanarak, pencereleri yenileyerek çocuklar arasında artan şiddet ve sakinleştirici/psikotik ilaç kullanımı sarmalını bir ölçüde kırabiliriz. Fabrikalar, ofisler, hapshaneler, kamusal mekanlarda da bu değişiklikler yapılmalı.


Güneş ışınlarını cildimizden de alıyoruz. Hepimiz için çok önemli D vitaminini bu şekilde sentezleyebiliyoruz. D vitamini konusundan da bir sonraki yazıda bahsedelim.



Kaynaklar :

The Wahls Protocol     Terry Wahls, M.D (sayfa 307, "about melatonin" başlığı)
Detoks    Daniel Reid (bölüm 7 , Helyoterapi)


wikipedia.org   pineal gland, melatonin, mitochondrial_disease, ALS, glutamic acid (glutamate)  başlıkları


http://www.talkaboutsleep.com/how-to-use-melatonin-correctly/
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11339464
http://www.webmd.com/vitamins-supplements/ingredientmono-940-melatonin.aspx?activeingredientid=940&activeingredientname=melatonin
http://guardianlv.com/2013/09/sunglasses-can-thwart-pineal-gland-function/

3 Ekim 2014 Cuma

Nasıl Etsek de LDN Edinsek

Bu yazıyı, Türkiye’de düşük doz naltrexone (LDN) elde etmek için baz ilaç olarak kullandığımız Ethylex’i bulamayan, nasıl LDN elde edebileceğini düşünenler için yazıyorum.

-----------------------------------------------------------------------

GÜNCEL (17/2/2017) , ilacı en son bu yöntemle aldım :

İlacı aile hekiminize, herhangi bir doktora (çünkü beyaz reçeteli), zorlanırsanız bir psikiyatra yazdırın. (doktorunuza pubmed'de LDN'nin bağışıklık sistemi hastalıkları üzerindeki başarısını gösteren araştırmalar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.)


Reçetenin üzerine ilacın bedelini sizin ödeyeceğinizi, herhangi bir hak iddiasında bulunmayacağınızı yazarsanız TEB (eczacılar birliği) ilacı kısa zamanda adresinize gönderiyor. Aşağıdaki bağlantıda İLAÇ BEDELİNİ KENDİLERİ ÖDEYECEK HASTALAR İÇİN başlığına bakın. Orada gereken belgeler var. TEB'e fakslamanız yeterli.


(Reçetenin tanı bölümüne "alkol kötüye kullanımı" gibi birşey yazılabilir. Naltrexone genelde bağımlılık tedavisinde kullanılıyor.)


http://www.teb.org.tr/content/1/yurt-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndan-%C4%B0la%C3%A7-temini



LDN denemeyi düşünüyorsanız ertelemeyin. Honest Medicine (dürüst tıp, Julia Shopick) kitabında ilacın düşük dozda kullanıldığı zaman MS hastaları üzerindeki etkisini keşfeden Dr. Bihari'nin bir beyanını okudum. Dr. Bihari'ye tedavinin başarı oranı sorulduğunda 'MS hastalarının %98-99'unda hastalığın ilerlemesini durdurduğunu' söylemiş. Denemeye kesinlikle değer.


http://www.lowdosenaltrexone.org/ldn_and_ms.htm


Sipariş üzerine kutuda 28 adet 50 mg.'lık naltexone tableti bulunan Ethylex (veya muadili) gelecek. Maliyeti - doğru hatırlıyorsam - 34 EUR. Bir kutu ilaç, düşük doz naltrexone olarak kullanıldığında on ay civarı yeterli olur (hesabı kullandığım doz olan 3 mg.'a göre yaptım).

İlaç size ulaştıktan sonra anlaştığınız bir eczacıya LDN'yi tercih ettiğiniz dozda hazırlatabilirsiniz. Şu yazıda anlattığım şekilde evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz.


http://ms-alternatif-terapi.blogspot.com.tr/2011/08/ldn-nasl-hazrlanr.html

------------------------------------------------------------------------

LDN'niz hazırsa yapılacak tek şey her gece uyumadan önce LDN'nizi (24:00 olmadan) almak. Kimi insan 7-10 gün içinde bir fark görür (benim tecrüdem böyle, 8,5 yıldan fazladır 3 mg.LDN kullanıyorum. Atak geçirmiyorum. Bihari'ye inanıyorum) , bazen daha çok zaman alabilir. Üstelik net bir fark görmeseniz de almaya devam etmekte fayda var.

MS'in ilerlemesini durdurma ihtimali müthiş bir şey. Varolan bazı kayıpları gidermeye, güçlenmeye çalışmak (beslenme değişikliği, sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz yoluyla vs.) artık size kalıyor.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Bentonit Kiliyle Detoks

Bentonit kili  birçok alanda kullanılan  doğal bir kil türü. Temeli yıllanmış volkanik kül. Yanında en çok bulunan elemente göre isimlendirilen sodyum, potasyum ve kalsiyum bentonit killeri farklı alanlarda bolca kullanılıyor. Sanayide, endüstriyel amaçlarla, sondaj çamuru, kedi kumu vs. olarak kullanılan genellikle sodyum bentonit. Terapötik amaçlar için en çok önerilen ve  yemeye de uygun olan, kalsiyum bentonit. Uzmanlar, bentonit kilinin tedavi edici özelliklerinin içinde bulunan montmorillonit mineralinden ve negatif iyonlarla yüklü olmasından kaynaklandığını düşünüyor.  Bentonit kilinin içinde bulunan bol magnezyum ve 67 adet eser element de yararını artırıyor.


Kilin tedavi amacıyla kullanılmasının izleri çok eski zamanlara dek sürülebiliyor. Milattan önce 2500 yılında Mezopotamya’da tıbbi kil kullanıldığı biliniyor. Yine milattan önce 2. yüzyılda, ünü bugüne ulaşan yunan filozof ve hekim Galen hasta ve yaralı hayvanların kendilerini iyileştirmek için kil kullandığını kaydetmiş. İbn-i Sina öğrencilerine kille tedaviyi öğretmiş. Aborijinlerden Kuzey Amerika yerlilerine kadar çok sayıda topluluğun kili ticaret ve ritüellerinin dışında gıda olarak, yara ve hastalıkların tedavisi için de kullandığı biliniyor.  Eski fransız kültürlerinde, insanlar kili dişeti hastalıkları, ülserler, döküntü, dizanteri, hemoroid, ısırıklar ve iltihaplanmış yaraların tedavisinde kullanmış.


Bentonit kilinin önde gelen faydaları :
  • Karaciğer, cilt ve kolonu temizler
  • Ağır metalleri, toksinleri, çeşitli patojenleri (parazitler, bakteri ve virüsler gibi hastalık yapıcı unsurları) bağlayarak vücuttan atılmalarını kolaylaştırır
  • Sindirim sistemindeki florayı dengeler
  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir (acaba düzenler mi demeli?)
  • Besinlerin sindirimine yardımcı olur
  • Hücre ve dokuları tekrar minerallerle yükler
  • Tüm vücudu alkalize eder
  • Vücudu radyasyondan korur


20. yüzyıldaki önemli bentonit kili uygulamaları arasında, 1. dünya savaşı sırasında alman doktorların dizanteri, gıda zehirlenmesi, yaraların iltihaplanmasına karşı kil kullanmasını, dizanteriye karşı önlem almak için rus askerlerinin kumanyasına 200 gram kil konulmasını ve fransız birliklerinde hardala kil katılmasını sayabiliriz.


Bentoniti tedavi amaçlı kullanıma uygun kılan temel özelliği toksik maddeleri çekip bağlama özelliği. Negatif iyonlarla yüklü olduğu için çoğunlukla pozitif yüklü olan toksinleri çekme ve bağlama kapasitesine sahip. Bu şekilde bağlanan toksinler ve patojenler dışarı atılabiliyor. Ayrıca bentonit, dolaşımın da artmasını sağlıyormuş. Kalsiyum bentonit yemeye ve içmeye diğer bentonit türlerinden daha uygun. Mesela sodyum bentonit kili içilerek kullanılacaksa, tüketilen tuz miktarını artıracağı için kullanım miktarının sınırlanması gerekir.


Bentonit kili içerdiği mineraller sayesinde canlılarda enzim üretimini de destekliyor. Sayılan sebeplerle kalsiyum bentonite “yaşayan kil” deniyormuş.


Bentoniti rahatlıkla içeriden ve dışarıdan detoks amacıyla kullanabiliriz. Ağır metaller, diğer toksinler ve patojenler dışında temizlenmesi ve vücuttan atılması için bentonit kilinden yararlanacağımız bir şey daha var ki çok önemli: Mikotoksinler. Mikotoksinler tahıl ve baharatlara yerleşen zararlı, hatta kanserojen küflerdir. Mesela aflatoksin bir mikotoksin. Bu konuyu başka bir yazıda açalım.


Tek bir maddenin bu denli güçlü olması inanılmaz geliyor insana. “Yok artık!” dedirten de bentonit kilinin radyasyonu bile emdiği iddiası. Çernobil felaketinde reaktörde radyasyonu emmesi için bentonit kili kullanılmış. Ağır metalleri çekebilir olması bile bentonit kilini detoks için kullanmaya ikna olmak için yeterli.


Nasıl kullanmalı?


Bentonit kilinin aktif hale geçip negatif elektrik yüküyle şarj olması için ıslatılması gerekiyor.


Bentonit kilini kil banyolarında kullanabilirsiniz. Küvete doldurulan suya kattığınız kili iyice karıştırın ve suyun içinde en az 20 dakika kalın. Kille sadece ayak banyosu da yapılabilir. Ayaklar killi suyun içinde en az yirmi dakika tutulur, sonra durulanır.  Üşümeyeceğiniz durumlarda ıslatılıp krem veya macun kıvamına getirilmiş kili vücudunuza, özellikle kolaltı, boyun, kasık, dizlerin arkası  gibi lenf bezlerinin çok bulunduğu bölgelere yayıp on, yirmi dakika - dayanabildiğiniz sürece - bekletin. Sonra iyice durulanın.


Islak kille yüz maskesi de yapılır, bekletilir ve yıkanır. Kil saçta da kullanılıyor.


Böcek sokması, yaralar ve dermatolojik problemlerde ıslak kille pansuman yapmalı ve kili nemli tutmalı. Pansuman birkaç saatta bir yenilenmeli. (Özellikle dermatolojik problemler inatçıysa ve geniş bir bölgeyi etkilemişse, detoksu içten kil kullanarak destekleyebilirsiniz. )


Etkili bir yöntem de kili suyla karıştırıp içmek. Günde 30 mililitre içilmesi öneriliyor. Bentonit kilinin laksatif etkisi bu tür kullanımda akılda bulundurulmalı. Kil içilince sonrasında bol su içilmesi gerekiyor. Yukarıda kaynak olarak gösterdiğim yazıda kilin içerek kullanımı için şöyle bir program önerilmiş :


1. Kiliniz toz kilse, 2 çay kaşığı kili 250 ml suyla karıştırın ve karışımı için
2. İlk adımı 3 gün birer kez tekrarlayın
3. Üçüncü günden sonra 4 gün kil içmeyin
4. Beşinci günden sonra ilk üç gün olduğu gibi kil için
5. Sonra 3 gün kil içmeyin
Programı iki kez arka arkaya uygulayın. (Böylece 4 haftalık kil kürünü uygulamış oluyorsunuz.) Kil alırken içtiğiniz günlük su miktarını artırmayı, kilin laksatif (müshil) etkisini unutmayın.

Kilin içerek nasıl kullanılması gerektiği hakkında farklı görüşler var. Her türlü rahatsızlıkları için yıllardır kil kullanan Anjou Musafir ve Pascal Chazot, kendilerini, ailelerini ve arkadaşlarını kil kullanarak nasıl tedavi ettiklerini anlattıkları Clay Cures adlı kitaplarında kil içmek konusunda şu öneride bulunmuş : kili bir hafta - on gün kadar kullanın, 8-10 gün ara verin, tekrar içmeye başlayın. Rahatsızlığınız geçene kadar aynı düzende devam edin. Yazarlar, kitapta kil içerken ara vermeyi neden gerekli gördüklerini anlatmamışlar. Bentonit kilini aldığım kişi yıllardır hergün kil içtiğini ve bu sayede bağışıklık sisteminin çok güçlü olduğunu söylüyor. Bu konuda henüz net bir fikir edinemedim. Okumaya devam...

(Not 29/08/2015 : Geçtiğimiz aylar süresince günde 30 ml kil içtim, zaman zaman birkaç gün ara verdim. Ağır metal yükümü öncesinde ve sonrasında ölçtürmediğim için bu konuda faydalı olup olmadığını bilmiyorum. Ama önemli bir nokta farkettim : vücudumuzda bulunan demir de pozitif yük taşıdığı için içeriden kullanım sonucu bentonit kili demirinizi azaltabilir. Benim demir depolarım (ferritin) muhtemelen kili uzun süre içerek kullanmam sonucu epey düşmüş. Aynı durum vücudumuz için gerekli diğer mineraller için de geçerli olabilir. Chazot ve Musafir'in kili aralıklarla kullanmaları (içten) muhtemelen kille kaybedilen gerekli mineralleri beslenme yoluyla tekrar kazanmak için. Demir de vücudumuz için çok gerekli bir element olduğundan kili uzun süreli içme kürlerinde kullanmayı tavsiye etmiyorum. Ağır metalleri atmak için doğal şelatlayıcılar kullanabilirsiniz : soğan ve sarımsak gibi bol sülfür içeren besinler, brokoli, lahana, kıvırcık lahana (kale), kişniş, maydanoz, ALA (alpha lipoic acid).

Kilin keyfini dıştan kullanımla sürmek akıllıca görünüyor.)


Çok önemli bir nokta : Kil hazırlar veya saklarken metal kap, kaşık vs. kullanmamak lazım.


Hangi Hastalıklarda ve Durumlarda Etkili?


Bentonit kili kullanmak detoks gerektiren birçok hastalıkta tavsiye ediliyor. Özellikle içerek bentonit kili kullanmanın çok kuvvetli etkileri olduğu söyleniyor. İçeriden kil kullanmak şu durum ve rahatsızlıklarda etkiliymiş :


  • Gıda alerjileri
  • Kolit
  • Viral enfeksiyonlar
  • Parazitler
  • Artrit
  • Katarakt
  • Diyabetik nöropati
  • İshal
  • Mide ülserleri
  • Akne
  • Kansızlık


Kil banyolarının otizm hastası çocuklar üzerinde olumlu, sakinleştirici etkisi gözlenmiş.


Sivrisinek dahil çeşitli böcek ısırıkları veya arı sokması durumunda, hatta cildimizle temas ettiğinde zarar veren bitkilere dokunulduğunda etkilenen bölgeye kalın bir tabaka halinde macun kıvamında suyla karıştırılmış kil sürülüp, kilin ıslak kalması için bölgeye nemli gazlı bez veya streç film sarılması halinde bentonit kilinin enflamasyona sebep olan zehri çektiği ve şişmeyi önlediği söyleniyor. Diyorken tam… bu sabah balkonda buğday çimlerini sularken omzumu arı (balarısı) soktu. Hemen kalın bir tabaka halinde ıslak bentonit kili sürdüm. Zonklama ve acıyı hemen dindirdi. Kili gazlı bezle kapatıp gün boyu nemli tuttum. Böylece tam zamanında ilk elden kilin arı zehrine etkisi hakkında tecrübem oldu :)

zaman zaman blog'a bağlantı vermektense direkt kopyala/yapıştır yöntemiyle yazılarımı paylaşmayı daha pratik (?) bulan kişiler oluyor. Ben de arada sırada böyle selam vermeyi düşündüm herkese. Has okurlar ve çabama saygı duyan sevgili misafirler, böldüğüm için kusura bakmayın. şu yazıyı okumuş muydunuz?   ipek yavuz 

Barsak enfeksiyonları, gıda zehirlenmesi, difteri, dizanteri gibi durumlarda özellikle suya karıştırılan kalsiyum bentonit kilini içerek kullanmalı. Sanırım barsaklar düzene girene kadar uygulamaya devam etmek gerekir.


Ekzema, akne gibi dermatolojik sorunlarda etkilenen bölgeler ıslak kille kaplanmalı ve kili ıslak tutmak için ıslak bandajla kaplanmalı. Pansumanı birkaç saatte bir yenileyerek gerekirse gece boyunca yerinde bırakıp sonra kaplanan yeri yıkayabilirsiniz. Bu uygulamayı sıkıntılarınız azalana veya geçene kadar sürdürebilirsiniz.


Yaralanmalarda da yaranın. kesiğin veya ezilen bölgenin üzeri kille kaplanmalı, kili ıslak tutmak için ıslak sargı bezi kullanılmalı. Pansuman istenilen sıklıkta yenilenmeli.


Bentonit kili sipariş etmek için ilgili kişiyle şu siteden iletişime geçebilirsiniz :


Yukarıdaki tedarikçiden set olarak aldığım pakette farklı oranlarda sulandırılmış kil kutuları vardı. Yüz maskesi yapmak için, diş fırçalamak için, vücuda sürüp sonra durulamak için, ayak banyosu veya küvete doldurduğunuz suya katmak için ve içmek için…  Farklı bir kaynaktan bentonit kili alırsanız, kalsiyum bentonit kili olduğundan emin olmalısınız, özellikle içerek kullanacaksanız. Toz halde kili istediğiniz oranlarda suyla karıştırarak kullanmak lazım.


Kille diş fırçalamak, kille yüz maskesi yapmak ve banyo keyfimizi bentonit kiliyle zenginleştirmek iyi fikir. MS veya diğer birçok hastalıkta rolü olduğu düşünülen ağır metal yükünü azaltmanın zahmetsiz yolu ...


Konu hakkında daha çok bilgi için şu kitap güzel görünüyor :




kaynaklar :

Clay Cures Anjou Musafir, Pascal Chazot