Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


1 Ağustos 2018 Çarşamba

Kök Hücre Tedavileri Konusunda Belgesel Duyurusu ve Aynı Konuda Dr.Neil Riordan

Kök hücre tedavileri konusunda belgesel : The Healing Miracle

Yapımcıya (Jaff Hays) göre, kök hücre tedavisi antibiyotiğin keşfinden sonra en önemli tıbbi buluş. Bekleyelim bakalım ucuzlamasını ve yaygınlaşmasını. Şimdilik eklemlerle ilgili sorunlarda çok etkileyici sonuçlar alındığı anlatılıyor. (Belgeselin ücretsiz yayını sona erdi; tekrarı olursa duyururum.)


***

Belgeseli izleyemedim; ama youtube’da belgeselin ağır toplarından Dr. Neil Riordan’ın kök hücre tedavileriyle ilgili birkaç vidyosunu (evet, video yerine okuduğumuz gibi vidyo yazmakta ısrarlıyım!) izledim. Belgeselin Amerikalı izleyicilere hitap ettiğini farkettim. ABD’de çoğu eyalette bırakın göbek bağından elde edilen kök hücrelerinin, hastanın kendi vücudundan hasat edilen kök hücrelerinin kullanımına bile izin yok! Teksas eyaleti bir kapı açmış durumda; hastanın kendisinden (adipoz-yağ dokusundan) alınan kök hücreler kendisine verilebiliyor. Oralarda yaşıyorsanız, sizde veya bir yakınınızda diz, omuz vb. bir eklem sorunu bulunuyorsa, artık ameliyat olmaya gerek kalmadan sorununuzu halletmek mümkün.

Bu belgeselle temel bazı kavramlara aşinalık kazandığımı düşünürsek, şimdiki amacım Türkiye’ye daha yakın ülkelerde, özellikle avrupa ülkelerinde neler yapılmakta olduğunu araştırmak. Ama önce kök hücreler konusunda Dr. Neil Riordan’ın dedikleri...

Dr. Neil Riordan, A.B.D.’de kök hücre tedavileri konusundaki kısıtlamalar yüzünden yıllardır araştırma ve çalışmalarını Panama’da sürdürüyor. Panama’daki merkezlerinde MS, romatoid artrit, otizm, omurilik hasarı, osteoartrit gibi tedavisi zor görülen hastalıklar ve yaşlanmanın etkileri gibi başka rahatsızlıklar tedavi ediliyor

Dr. Riordan’ın yaptığı kök hücre çalışmaları ve tedavilerinin temelinde şu teori var :
Çoğu kronik hastalık mezenkimal kök hücrelerin yetersiz sayıda olmasından veya işlevlerinin yetersiz/bozuk olmasından kaynaklanıyor. Merkezlerinde yapılan kök hücre tedavilerinde sağlıklı doğumlardan sonra bağışlanan  göbekbağlarından elde edilen mezenkimal kök hücreler (MKH’ler) kullanılıyor.

Göbek bağından elde edilen kök hücrelerin tercih edilmesinin çeşitli sebepleri var. Yaşlandıkça kök hücrelerimiz sayıca ve işlev açısından zayıflıyor. Ayrıca göbek bağından elde edilen kök hücreler çok hızlı çoğalıyor.

Göbek bağından elde edilen kök hücreler :
- Enflamasyonu kontrol eder
- Bağışıklık sistemini düzenler 
- Yeni hücre oluşumunu (rejenerasyonu) tetikler 
- Homeostaziyi  (vücudun iç ortamında dengelerin korunması) kontrol eder


Mezenkimal Kök Hücreler  (MKH)

MKH’ler kişinin kemik iliğinden ve vücutta böbrek, karaciğer, yağ dokusu dahil çok sayıda bölgeden elde edilebiliyor. Kan akımı olan her yerde kök hücre var.

Mezenkimal kök hücre tedavisi, vücudun her yerinde işe yarayabiliyor; çünkü MKH’ler karşılaştıkları durumlara - hasarlara uygun yanıtlar üreten, genetik olarak programlanmış sensörler. Hasarı tespit edip gerekeni yapıyorlar.

Kök hücreler sanıldığı gibi hasarlı hücrelerin yerini almıyor. Etkinlikleri salgıladıkları (mikroveziküller, mitokondri vb.) sayesinde oluyor. Salgılarıyla hastanın kendi kök hücrelerinin oluşumunu harekete geçiriyorlar. Verilen kök hücreler 4 - 8 ay içinde zaten ölüyor. Mezenkimal kök hücreler sağlıksız, problemli hücrelere mitokondri bağışlıyor, böylece onları ayağa kaldırıyor.

İzlediğim konuşmaları sırasında Dr. Neil Riordan vücudun kan dolaşımı olan her bölgesinde kök hücreler bulunduğunu tekrarladı. Sanırım MS gibi merkezi sinir sistemini tutan hastalıkları düşünerek kan - beyin bariyerinin içinde çok az sayıda mezenkimal kök hücre bulunduğunu ve buraya kök hücre aktarılması gerektiğini söyledi. Panama’daki çalışmalarından bahsederken, sadece MS ile ilgili bir laboratuarı ve otizm ile ilgili kök hücre çalışmalarının yürütüldüğü bir laboratuarı olduğunu söyledikten sonra her iki hastalığın tedavisinde de çok iyi sonuçlar aldıklarını belirtti.

Vücudun normal işleyişinde, bir hasar (yaralanma, organlarda işlevsel bir bozukluk vs.) olduğunda kök hücreler problemli bölgeye çağrılıyor. Yaş ilerledikçe kan dolaşımındaki kök hücre sayısı azalıyor. Dolayısıyla vücudun kendi kendini tamir etme becerisi azalıyor. Yirmili yaşlardan itibaren vücudun dejenerasyon hızı, rejenerasyon hızının ve kabiliyetinin önüne geçiyor. (Yaşlanma sürecinin başlangıcı...)
Kan dolaşımında yeterli sayıda kök hücre bulunmuyorsa rahatsızlıklar başlıyor. Basit bir kesik veya sıyrığın tamirinde vücut nasıl dolaşımdaki kök hücrelerin yardımına ihtiyaç duyuyorsa, kalp hastalığı veya beyin kanaması gibi ciddi bir sorunun düzeltilmesinde de dolaşımdaki kök hücrelere ihtiyaç var.

Bahsedilen kök hücre tedavileri bu noktada işe yarıyor. Kişide kök hücre sayısı yetersizse, hastaya kendi vücudundan veya başka bir kaynaktan (göbek bağı gibi) elde edilen kök hücreler transfer edilirse (örn.belgeselde ve Neil Riordan’ın konuşmalarında üzerinde durulan enjeksiyon yoluyla) gerek duyulan tamirat başlatılıyor.
Kök hücre transferinde (göbek bağından, kemik iliğinden ve kişinin kendi yağ dokusundan hasat edilenler) en zahmetli yöntem hastanın kemik iliğinden kök hücre almak. Yeni gelişmelerle buna gerek kalmıyor. Adipoz dokudan, yani yağ dokusundan basit bir işlemle kök hücre elde edilip bu hücreler filtre ediliyor; çoğaltılıyor  ve daha sonra kullanılıyor. Özellikle diz eklemi, omuz gibi bölgelerdeki sıkıntılar için ameliyata gerek duyulmadan, hastanın problemli eklemine kendi yağ dokusundan elde edilmiş olan kök hücreler enjekte ediliyor. Ameliyatın sıkıntısı, yaratabileceği komplikasyonlar, sonrasındaki iyileşme süreci ve hastanede kalmayı gerektiren bir durum yok! Yaklaşık iki ay geçince fonksiyonunu neredeyse tamamen kazanmış dizinden bahseden sakatlanmış sporcular izledim. Eklemlerde kök hücre tedavisiyle sağlanan başarı artık sürpriz değil.


Kök hücre transferi dışında kişide kök hücre üretimini uyarabilen ve böylece kan dolaşımındaki kök hücre sayısını artırmayı amaçlayan takviyelerden de bahsediliyor. Mesela Stem Kine’ın iddiası dolaşımdaki kök hücre sayısını artırmak.








Kaynaklar :



https://www.youtube.com/watch?v=cLKOddCPs9I  Neil Riordan - Mezenkimal Kök Hücreler hakkında, Golden Cells






https://www.youtube.com/watch?v=vxoC90148pE Göbek bağından elde edilen kök hücreler


































25 Temmuz 2018 Çarşamba

Aralıklı (İntermitan, fasılalı) Açlık Nedir, Nasıl Yapılabilir

Açlık (su orucu) konusu kafanızı kurcalıyor olabilir. Su orucunun veya düşük kalorili beslenmenin faydalarını okumuş ve bir ara denemek istiyor olabilirsiniz. Su orucunu belki denemiş, (şimdilik) yaşam düzeninize uymadığını düşünmüş olmanız da mümkün. Açlık yapmanın sizin de uygulayabileceğiniz bir yöntemi yok  mudur? Yalnız değilsiniz. Aynı soruları sorup bazı çözümler bulmuş kişilerin bulduğu, yararlandığı çözüm su orucunu orta veya uzun sürelerle yapmayıp aralıklı yapmak. Bu yönteme "Intermittent Fasting"in karşılığı olarak intermitan, aralıklı veya rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın dediği gibi fasılalı açlık deniyor. Bu tür açlıkla üç günden uzun açlıklarla ulaşılabilen tam ketozise ulaşılamasa da çeşitli yararlara ulaşmak mümkün. Bakalım bulanlar nasıl yöntemler bulmuş ve görülmesi umulan faydalar neler.

Önce genel tanımlar...

Açlık - oruç nedir? Bir süre yiyecek ve içecek (izin varsa su dışında) tüketimine son vererek sindirim faaliyetini durdurmaktır. Böylece vücut çok enerji harcadığı bir faaliyeti durdurup enerjisini tamirata, hatta yaşlı, yıpranmış veya yabancı hücreleri öldürüp kök hücreleri devreye sokmaya yönlendirebilir. Oruçta motivasyon (dini, sağlık, kilo verme vs.) ve süre değişebilir. Aynı bilgileri tekrar etmemek için su orucu hakkında blogda daha önce yazdığım yazının bağlantısını veriyorum. Nette 'su orucu', 'water fasting' anahtar kelimeleriyle arama yapmak mümkün.

Otofaji nedir? Bütün hücrelerimizde, hatta tek hücreli mayalardan memelilere kadar tüm canlıların hücrelerinde olan bir özellik. Kelime anlamı (Yunanca) "kendi kendini yemek". Hücrenin bünyesinde bulunan yaşlı veya hasarlı organelleri, yabancı, gereksiz yapıları sindirmesidir. Böylelikle geri dönüşüm ve yenilenme sağlanır. Enerji verimli kullanılır.

Pencere : Açlıklarda, özellikle zaman kısıtlı intermitan oruçlarda (TRF : time restricted fasting) yemek yemenin, kalorili içecekler tüketmenin serbest olduğu aralığa "pencere" denir. Mesela 16/8 tipi intermitan açlıkta 16 saat boyunca yeme ve içmeden uzak durulur; günün geri kalan sekiz saatlik zaman aralığı (penceresi) süresince yenilebilir. 
Bu yeme/içme penceresi boyunca 2 veya 3 öğünü geçmemek lazım..
 
İntermitan (fasılalı) açlığın kullanıldığı başlıca alan kilo kontrolü..Öne sürülen diğer bazı faydaları metabolizmayı düzenleyerek genel sağlığı iyileştirmesi. Bu şekilde yaşam süresini uzattığı bile söyleniyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmalar kanıt olark gösteriliyor. Yararlardan en kısa sürede görülebilecek olanlardan biri - düzenli uygularsak - şu sıralar çok konuşulan, zamanla diyabeti hazırlayan insülin direncini azaltma ihtimali. Metabolik sendromdan da çok bahsedilir oldu. Bu tür rahatsızlıkların tahıl ve şeker tüketimini çok azaitmanın, günde 3 - 5 öğün yeme alışkanlığından kurtulup zaman zaman aralıklı oruç yapma alışkanlığı edinmenin önünde durabileceğini sanmıyorum.
Aşağıda sıralanan sitelerden healthline.com'da çeşitli intermitan (aralıklı) su orucu yöntemleri anlatılmış. Şöyle :

* 16/8 metodu : Zaman kısıtlı orucun herhalde en popüler hali. Bu oruçta son yemeğiniz bittikten sonra (diyelim akşam 20: 00'den itibaren) 14 - 16 saat su dışında bir şey yiyip içmezsiniz. Ertesi gün ilk öğününüzü en erken 10:00 - 12:00'de yerseniz hedeflenen açlık süresini tamamlamış olursunuz. Böylece ortaya çıkan 8 - 10 saatlik yeme penceresine 2 - 3 öğün sığdırılabilir. Bu yöntem sabah yeme alışkanlığına sahip kişilere başlangıçta zor gelebilir. Ama beslenmenizde çok az karbonhidrat bulundurmaya alışırsanız ve şekerden uzak durursanız bu yönteme alışabilir, otomatik olarak uygular hale gelebilirsiniz. Orucun enflamasyonu azaltıp hücrelerimizdeki mitokondri sayısını artırdığını duyalı beri alıştığım ve uyguladığım yöntem bu.

* 5 : 2 Diyeti : Haftanın beş günü normal yeme içme düzeninize devam edip, kalan iki gün aldığınız kaloriyi 500 - 600 kal. ile kısıtlarsınız. Kadınlar 500, erkekler 600 kaloriyi iki küçük öğüne bölebilir. Bunu kendi seçtiğiniz iki günde yapabilirsiniz. Diyelim pazartesi, perşembe...

* Ye - Dur - Ye : Haftada bir ya da iki kez 24 saatlik açlık yapın.
İster bir kahvaltıdan diğerine, ister bir öğle yemeğinden diğerine, dilerseniz de bir akşam, diyelim 19:00'dan ertesi akşam 19:00'a kadar 24 saati dolduracak kadar aç kalın. Su yine serbest. Bazı kaynaklar kahve gibi kalorisiz içeceklerin tüketilebilir olduğunu söylüyor. Şeker yok, dikkat !


* Günaşırı Açlık : Adından anlaşılacağı gibi bu yöntem, 24 saatlik ilk açlıktan sonra oruca bir gün ara verip 24 saatlik oruçlara aynı şekilde aralıklarla devam etmeyi öneriyor. Yöntemin başka bir şekli de 24 saat açlık yapılan süreyi oruç yerine düşük kalorili (500 - 600 kalori) yiyecek ve içecekler tüketerek geçirmek. 


* Savaşçı Diyeti : Günü Aç Geçirip, Akşam Büyük Bir Öğün Yemek.
İlginç bir yöntem. Hafifleterek söyledim; tuhaf bir yöntem. Günü hafif sebze ve meyveler yiyerek geçirip, akşam şölen yapmak, yani büyük bir öğün yemek. Açlık bunun neresinde yer alıyor; büyük öğünü gece tüketmek size mantıklı gelir mi ve dolu mideyle uyumak amacı sağlıklı yaşamak olan birine uyabilir mi?


* Spontan Olarak Öğün Atlamak : Bu yöntem, açlığın faydalarını görmek için aralıklı orucu illa bir plan dahilinde yapmanız gerekmediği düşüncesine dayanıyor. Kendinizi aç hissetmediğinizde veya canınız yemek hazırlığına girişmek istemediği zamanlarda rahatlıkla bir veya iki öğün atlayabilirsiniz. Açlık bize faydası olan özelliklere sahip. Tabii, açlık yapabileceğiniz zamanları yaşantınıza, sağlık durumunuza göre kendiniz ayarlarsınız.


Zamanında okuduğum ama internette araştırdığımda tekrar bulamadığım - muhtemelen Çin kaynaklı - bir atasözünde şöyle deniyordu : Yediklerinizin yarısı sizi, yarısı doktorunuzu besler.  Fazla yiyerek, zaman zaman açlık yapabilecek şekilde evrimleştiğimizi unutarak aslında hastalıklarımızı besliyoruz. İntermitan oruç bu yolda ilerlemeyip, yeme içme düzenimiz, eğer ortaya çıkmışsa hastalıklar üzerinde kontrol sahibi olduğumuzu öncelikle kendimize ispatlayıp özgüvenimizi ve gücümüzü artıracaktır. Yaşam denilen serüvende aciz ve çaresiz değiliz. Herhangi bir kronik hastalıktan muzdarip olmayanlar önemli rahatsızlıkları önleyebilir. Hastalar daha iyi olabilir. Ekzema, akne, fazla kilo gibi sorunları olanlar intermitan oruç sayesinde, herhangi bir ciddi hastalık başgösterip tatlarını kaçırmadan bu sorunları çözmeye çalışabilir. Hazır ve katkı maddeli yiyecek - içeceklerden uzak durmak, bol sebze ve yeşillik, ölçülü meyve tüketmek (abartmamalı; çünkü meyvelerde fruktoz, yani şeker var), egzersiz, su orucu, düzenli ve yeterli uyku, fasılalı oruç türleri mücadelemizde ve sağlıklı yaşamaya çalışma serüvenimizde yararlanabileceğimiz yöntemler. 

 


Kaynaklar :




13 Temmuz 2018 Cuma

Su Orucu Üzerine Belgesel : Skinny on Fat

Su orucu ve otofaji hakkında düşünen, yararları ve nasıl yapılacağı konularında daha fazla bilgilenmek isteyenler, su orucuna zaman zaman niyetlenen ama başlamak için daha fazla ikna olmaya ihtiyaç duyanlar... Önümüzdeki salı (17 temmuz 2018) başlayacak belgeselden haberdar etmek istedim sizleri (belgesel dili İngilizce) : 


Belgeseli ücretsiz izlemek için yukarıdaki sayfadan isminiz ve sık kontrol ettiğiniz e-mail adresinizle kaydolun. Belgesel başlayacağı zaman bu sdresten haber ulaşır size. Bu tür belgesellerde adet olduğu üzere her bölüm 24 saat yayında kalır, sonraki bölüm başlayacağı zaman yeni bölümün bağlantısı adresinize gelir. 

İyi seyirler...

Not : Söz, yakında magnezyum ile başladığım takviyeler serisine Çinko ile devam edeceğim.





Su orucunun nasıl yapılacağı konusunda önereceğim kitaplar :

Hastalanmadan Yaşayın,       Dr. Yegane Mutlu

Eating and Fasting for Life,     Joel Fuhrman, MD


















29 Haziran 2018 Cuma

Magnezyuuum, Hadi bu Yaz Bol Kayısı Yiyelim



Çoğumuz çeşitli besin takviyeleri kullanırız. Tabii en doğrusu vitaminleri ve mineralleri doğal besinlerden almak. Özellikle sebzeler, yeşillikler ve meyveler doğal vitamin ve mineral ihtiyaçlarımızı karşılarken, vücudumuza henüz adları bile bilinmeyen fitobesinleri (bitkisel besin öğelerini) de kazandırıyor. İdeal bir dünyada böyle olmasını umabilirdik ve çeşitli beslenmekle besin eksikliklerini bertaraf etmiş olurduk. Amaaa… Biliyoruz ki tarım elli yıl öncesinin tarımından çok farklı. Topraklar verimsiz, tohumlar hibrid, bazıları maalesef GDO, yakında birçok ciftci Monsanto gibi tohum devleri yüzünden her sene bir kenara ayırdığı yerli tohumu kullanamaz ve tohum tekelini ele geçiren güçlere bağımlı hale gelecek.

İhtiyaç duyduğumuz vitaminler, mineraller, canlı enzimler ulaştığımız bitkisel besinlerde yeterli miktarlarda bulunuyor mu? Hayvanların GDO’lu yemlerle şişmanlatıldığını, sütün UHT, pastörizasyon gibi işlemlerden geçtiğini okuyoruz. Gıdalarımız besin öğeleri açısından yetersiz, hatta içerdikleri maddeler (hormonlar, antibiyotikler, böcek ve bitki ilaçları), içinden geçirildikleri bazı işlemler (katkı maddeleri, renk ve lezzet vericiler) sonucu zararlı bile olabiliyor

Zayıflayan sağlığımızın peşine düştüğümüzde karşılaştığımız sebeplerin başında yiyecek ve içeceklerimiz geliyor. Yiyeceklerin yetersizliği yetmezmiş gibi beslenme alışkanlıklarımız son yüzyılda çok değişmiş durumda ve bu garip beslenme tarzına adapte olan insan sayısı her geçen gün artıyor. Şeker ve tahıl ağırlıklı beslenir olmuşuz. İçinizi daha fazla karartmadan şunu söylemek istiyorum : Vitamin ve mineral düzeylerimizi normale çekmek için ilk yöneleceğimiz çözüm yine doğal gıdalar (hayvansal ve bitkisel) olsun. Ama doktorlarımızla işbirliği yaparak kanımızdaki önemli bazı besin öğesi değerlerini ölçtürelim. Tercihen bir doktorun yönlendirmesiyle eksiklerimizi tamamlamaya çalışalım. Besin öğelerinin eksiklikleri sebebi hemen (bazen hiç) anlaşılamayan çok çeşit sıkıntının sebebi olabiliyor.Takviyeler bu noktada işin içine giriyor.

Birkaç yazıda ihmal etmemeye çalıştığım, biz MS’liler için önemli besin öğelerinden bahsetmek istiyorum. Magnezyum, çinko, balık yağı, B vitaminleri, D vitamini ve ALA (alfa lipoik asit) gibi...  

Magnezyum

İlk konumuz, dünyada en çok bulunan minerallerden biri olan magnezyum. Magnezyum toprakta, bitkilerde, suda çözünebildiği için deniz sularında, insan vücudunda bolca bulunuyor. Magnezyum negatif iyon yüküyle tüm canlı organizmaların hücrelerinde çeşitli roller üstlenir ve çok gereklidir.  

Magnezyum  insan vücudunda 300’den fazla enzim reaksiyonunu aktive eder; çok sayıda reaksiyona koenzim olarak katılır; bu da vücudumuzda hergün gerçekleşen binlerce biyokimyasal reaksiyon için magnezyumun ne denli vazgeçilmez olduğunu gösterir. Sinir iletimi, kasların kasılması ve gevşemesi, kanın pıhtılaşması, enerji üretimi, hücre ve kemik  oluşumu, besin öğelerinin metabolize edilmesi için magnezyum yaşamsal önem taşır. Vücuttaki kalsiyum ve potasyum mineralleriyle denge içinde olması birçok hayati fonksiyon için (mesela kasların kasılıp gevşemesi) çok önemlidir.

İnsan kanında oksijen taşıyan hemoglobinin yapısında demir nasıl merkezi role sahipse, bitkilerde oksijen taşımakla görevli klorofilin merkezinde de magnezyum bulunuyor. Bu yüzden bol yeşillik, yeşil sebze yersek bolca magnezyum alabiliriz. Bir miktar yeşillik yiyorsanız, buna güvenerek magnezyumu ve bitkilerde bulunan tüm mineralleri yeterince aldığınızı düşünmeniz doğru olmaz. En başta bahsettiğim gibi, yediğimiz yeşilliklerin, meyve ve sebzelerin yetiştirildiği topraklar olması gerektiği gibi bol canlı organizmayla dolu olmamaları nedeniyle bitkiler için besleyici değil.

Beslenmemizdeki yetersizliklerin yanında çok önemsememiz gereken bir sorun da gıdalarımızın gerektiği gibi sindirilememesine, dolayısıyla yiyeceklerin bünyesindeki minerallerin yetersiz emilimine sebep oluyor. Çok yaygınlaşan ve birçok hastalığa katkıda bulunan düşük mide asidi sorunumuzdan bahsediyorum. Konuyu çok dağıtmamak için magnezyumdan bahsetmeye devam ediyorum; ama düşük mide asidi konusuna başka bir yazıda değineceğim.

Kanımızdaki magnezyum seviyesi ölçülebiliyor; fakat vücudumuzdaki magnezyumun ancak %1’i kan dolaşımında olduğu için kanda ölçülen magnezyum düzeyi vücuttaki magnezyum miktarını gösteren sağlıklı bir ölçüt olamıyor. Aşağıdaki sitede magnezyum eksikliğiniz olup olmadığını tahmin edebilmek için  kendi kendinize soracağınız bazı sorular var :

Sorular şöyle :
* Düzenli olarak gazlı içecek içiyor musunuz?  Özellikle koyu renkli gazlı içecekler fosfat      içerir. Fosfat magnezyumu bağlayarak sindirim sisteminiz için yararlanılamaz hale getirir. 
* Sık sık kek, pasta, şeker ve diğer tatlı yiyeceklerden tüketiyor musunuz? Rafine şekerle yapılmış yiyecekler böbrekler yoluyla magnezyum atılmasına sebep olur. Şeker vücuda katkı sağlamak yerine sindirilirken vücut için gerekli kaynakları tükettiği için bir ‘ANTİ - BESİN’dir. 
* Çok stres yaşıyor musunuz veya yakınlarda büyük bir tıbbi işlem/ameliyat geçirdiniz mi?   
* Hergün kahve, çay veya diğer kafeinli içeceklerden tüketiyor musunuz?
* Diüretik, kalp veya astım ilacı, doğum kontrol hapı veya östrojen tedavisi alıyor musunuz?
* Haftada yedi adet alkollü içecekten fazlasını içiyor musunuz?
* Aynı oranda magnezyum takviyesiyle desteklemeden kalsiyum takviyesi alıyor musunuz? Kalsiyum takviyesi daha az magnezyum emilimine sebep olur. Aslında tercih edilmesi gereken yöntem vücut için gerekli kalsiyum ve magnezyumu gerçek yiyeceklerden almaktır. Yeşillikler bu iki mineral için de en iyi kaynaklardır. 
* Sıralananlardan herhangi birini yaşıyor musunuz :  - Endişe    - Zaman zaman hiperaktivite    - Uykuya dalmada güçlük    -  Uykuda kalmakta zorluk 
*Şunlardan  herhangi birini yaşıyor musunuz : - Ağrılı kas spazmları    - Kaslarda kramp    - Fibromiyalji        - Yüzde tikler        - Göz seğirmesi veya istemsiz göz hareketleri 
* Yukarıdaki sorulardan “evet” diye yanıtladığınız oldu ve 55 yaşın üzerinde misiniz?


Doğal Magnezyum Kaynakları

Doğal ve çeşitli belendiğimizde magnezyumumuzu bol bol karşılayacak o kadar çok yiyecek çeşidi var ki. Yeter ki işlenmiş ve böylelikle besin değeri azalmış yiyeceklerden uzak duralım.


- Yeşillikler ve yeşil sezeler, şaşırmadınız tabii. Yeşil bitkilere renklerini veren klorofilin merkezinde magnezyum var.  Ispanak, pazı, maydanoz, bamya, brokoli, salatalık (kabuğuyla beraber) … Çiğ veya pişmiş olarak bolca tüketelim. Ispanak salatanızı çiğ yemeye ne dersiniz?
- Baklagiller Fasülye çeşitleri ve bezelye bol magnezyum içeriyor. Kuru olanları mümkünse 24 saat veya daha fazla suda bekleterek içlerindeki lektin gibi anti-besinlerden kurtulalım. Anneannelerimiz doğru yapıyordu, biz baklagilleri suda bekletme süresini uzatıyoruz ki çimlenme başlasın.
- Kuruyemişler Badem, kaju, fındık, antepfıstığı, kabak çekirdeği vs.
- Tahıllar Glutene dikkat. Karabuğday, yulaf, esmer pirinç yiyerek hem magnezyum alır, hem glutenden uzak durabiliriz.
- Muz, avokado ve kayısı gibi bol magnezyum içeren taze meyveler.
- Kuru incir
- Yoğurt ve kefirin yararlarından biri de bol magnezyum sağlaması.
- Bitter Çikolata. Dr. Axe en çok magnezyum içeren gıdalar arasında bitter çikolatayı sayarak benim gibi çikolata delilerinin kalbini kazanıyor.

Konuyu araştırırken en sık tekrarlandığını gördüğüm bazı doğal kaynakları listelemeye çalıştım. Gördüğünüz gibi doğal gıdalarda magnezyum bolca bulunuyor ve şüphesiz doğal kaynaklar saydıklarımla sınırlı değil

Magnezyum Eksikliğinin Yaratabileceği Sağlık Sorunları
Kalsiyum ve potasyum mineralleriyle denge içinde olmayan yetersiz magnezyum şöyle klinik bulgulara yol açabiliyormuş : tikler, kas spazm ve krampları, nöbet, kaygı bozukluğu ve kalp ritminde düzensizlik.

Diğer rahatsızlık belitileriyle kolay karıştırılabilen şu belirtiler de bazen magnezyum yetersizliğinin maskelenmiş halleri oluyormuş : migren başağrıları, uykusuzluk, depresyon, kronik yorgunluk vs.

Kalsiyum takviyesini Magnezyum ile Dengelemeden Alıyorsanız DİKKAT !
Kalsiyum çok zaman gereksiz yere aşırı kullanılan bir takviye. Uzun zamandır - belki 30 yıldan fazladır - özellikle kadınlara kemik erimesi tehlikesine karşı kalsiyum takviyesi almaları tavsiye ediliyor.

Dr. Mercola’ya bakarsak, alınan kalsiyum ile magnezyum 1:1 (bire bir) oranında dengeli olmalı. Kalsiyum fazla alınıp magnezyum eksik kalırsa kas spazmları gerçekleşebilir.  Kalp de kaslardan oluştuğuna göre, bu dengesizlik kalp krizi gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Kalsiyum takviyelerine bilinçsizce saldırmayalım. Yine çok tekrarladığım şeyi tekrarlıyorum : en iyi kaynaklar doğal kalsiyum kaynaklarıdır. En zengin kalsiyum kaynağı süt değil, hayvansal herhangi bir yiyecek değil koyu yeşillikler, mesela MAYDANOZ, biliyor muydunuz? Hem bu doğal yeşillikler, sebzeler magnezyum da içerdiğinden dengelenmesi gereken iki değerli minerali birlikte almış olursunuz. Yaz mevsiminin en gözde meyvelerinden kayısıda hem magnezyum, hem kalsiyum bolca bulunuyor.

Takviye Alırken Dozaj Ne Olmalı?
Dozaj konusunda genelde söylenen, günlük olarak kilogram cinsinden vücut ağırlığınızın beş katı kadar (miligram ölçüsünde) magnezyum alınabileceği. Mesela 70 kilo iseniz 70 X 5 = 350 mg magnezyum almak kabul edilebilir görülüyor. Tabii magnezyum eksikliğinizi doktorunuzun yönlendirmesiyle tespit edip uygun görülen miktar alınmalı.

Takviyelerde karşımıza .cıkan magnezyumun formülü genelde şu seçeneklerden biri oluyor :
Magnezyum sitrat
Magnezyum gllisinat
Magnezyum  malat
Magnezyum treonat.

Magnezyum takviyesine azla başlayıp dışkıda gevşeklik hissedene dek yavaş yavaş artırabilirsiniz. Magnezyumu fazla almak gevşek dışkılama, yani ishale yakın bir durum yaratabilir. Yoksa vücudunuz bu önemli mineralin yokluğunu kapatmanızdan çok memnun olacaktır. Etkileri birden ve belirgin olarak hissetmeyebilirsiniz.

Magnezyum ATP (adenozin trifosfat) üretimini artıracağı için enerji seviyenizde artış, dinçlik  hissetmeniz mümkün. MS hastalarının en büyük sorunlarından biri çabuk yorulmak olduğuna göre, magnezyumun bu faydası dikkatimi çekiyor. Aynı şekilde enflamasyonu azaltması da biz MS’lilere magnezyum takviyesi almamız ve doğal besinlerden bol magnezyum almamız için işaret veriyor. Hadi bu yaz bol kayısı tüketelim!









Not  : Kayısıda neler var  (1 kayısı, 35 gr.)

A, C,K, E vitaminleri 
Folat (B9 öncülü, doğal) : 3 mcg - Vücut folatı sentetik folik asitten çok daha rahat metabolize eder
Magnezyum : 3,5 mg
Kalsiyum : 4,5 mg
Fosfor : 8 mg (Dişler ve kemikler için özellikle önemli.)
Potasyum : 90 mg
Sodyum : 0,4 mg  (Kayısıda bile olan tuzu ayrıca tüketmeye gerek yok!)





Kaynaklar :

Yaşam için Yeşil        Victoria Boutenko