Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


29 Haziran 2018 Cuma

Magnezyuuum, Hadi bu Yaz Bol Kayısı Yiyelim



Çoğumuz çeşitli besin takviyeleri kullanırız. Tabii en doğrusu vitaminleri ve mineralleri doğal besinlerden almak. Özellikle sebzeler, yeşillikler ve meyveler doğal vitamin ve mineral ihtiyaçlarımızı karşılarken, vücudumuza henüz adları bile bilinmeyen fitobesinleri (bitkisel besin öğelerini) de kazandırıyor. İdeal bir dünyada böyle olmasını umabilirdik ve çeşitli beslenmekle besin eksikliklerini bertaraf etmiş olurduk. Amaaa… Biliyoruz ki tarım elli yıl öncesinin tarımından çok farklı. Topraklar verimsiz, tohumlar hibrid, bazıları maalesef GDO, yakında birçok ciftci Monsanto gibi tohum devleri yüzünden her sene bir kenara ayırdığı yerli tohumu kullanamaz ve tohum tekelini ele geçiren güçlere bağımlı hale gelecek.

İhtiyaç duyduğumuz vitaminler, mineraller, canlı enzimler ulaştığımız bitkisel besinlerde yeterli miktarlarda bulunuyor mu? Hayvanların GDO’lu yemlerle şişmanlatıldığını, sütün UHT, pastörizasyon gibi işlemlerden geçtiğini okuyoruz. Gıdalarımız besin öğeleri açısından yetersiz, hatta içerdikleri maddeler (hormonlar, antibiyotikler, böcek ve bitki ilaçları), içinden geçirildikleri bazı işlemler (katkı maddeleri, renk ve lezzet vericiler) sonucu zararlı bile olabiliyor

Zayıflayan sağlığımızın peşine düştüğümüzde karşılaştığımız sebeplerin başında yiyecek ve içeceklerimiz geliyor. Yiyeceklerin yetersizliği yetmezmiş gibi beslenme alışkanlıklarımız son yüzyılda çok değişmiş durumda ve bu garip beslenme tarzına adapte olan insan sayısı her geçen gün artıyor. Şeker ve tahıl ağırlıklı beslenir olmuşuz. İçinizi daha fazla karartmadan şunu söylemek istiyorum : Vitamin ve mineral düzeylerimizi normale çekmek için ilk yöneleceğimiz çözüm yine doğal gıdalar (hayvansal ve bitkisel) olsun. Ama doktorlarımızla işbirliği yaparak kanımızdaki önemli bazı besin öğesi değerlerini ölçtürelim. Tercihen bir doktorun yönlendirmesiyle eksiklerimizi tamamlamaya çalışalım. Besin öğelerinin eksiklikleri sebebi hemen (bazen hiç) anlaşılamayan çok çeşit sıkıntının sebebi olabiliyor.Takviyeler bu noktada işin içine giriyor.

Birkaç yazıda ihmal etmemeye çalıştığım, biz MS’liler için önemli besin öğelerinden bahsetmek istiyorum. Magnezyum, çinko, balık yağı, B vitaminleri, D vitamini ve ALA (alfa lipoik asit) gibi...  

Magnezyum

İlk konumuz, dünyada en çok bulunan minerallerden biri olan magnezyum. Magnezyum toprakta, bitkilerde, suda çözünebildiği için deniz sularında, insan vücudunda bolca bulunuyor. Magnezyum negatif iyon yüküyle tüm canlı organizmaların hücrelerinde çeşitli roller üstlenir ve çok gereklidir.  

Magnezyum  insan vücudunda 300’den fazla enzim reaksiyonunu aktive eder; çok sayıda reaksiyona koenzim olarak katılır; bu da vücudumuzda hergün gerçekleşen binlerce biyokimyasal reaksiyon için magnezyumun ne denli vazgeçilmez olduğunu gösterir. Sinir iletimi, kasların kasılması ve gevşemesi, kanın pıhtılaşması, enerji üretimi, hücre ve kemik  oluşumu, besin öğelerinin metabolize edilmesi için magnezyum yaşamsal önem taşır. Vücuttaki kalsiyum ve potasyum mineralleriyle denge içinde olması birçok hayati fonksiyon için (mesela kasların kasılıp gevşemesi) çok önemlidir.

İnsan kanında oksijen taşıyan hemoglobinin yapısında demir nasıl merkezi role sahipse, bitkilerde oksijen taşımakla görevli klorofilin merkezinde de magnezyum bulunuyor. Bu yüzden bol yeşillik, yeşil sebze yersek bolca magnezyum alabiliriz. Bir miktar yeşillik yiyorsanız, buna güvenerek magnezyumu ve bitkilerde bulunan tüm mineralleri yeterince aldığınızı düşünmeniz doğru olmaz. En başta bahsettiğim gibi, yediğimiz yeşilliklerin, meyve ve sebzelerin yetiştirildiği topraklar olması gerektiği gibi bol canlı organizmayla dolu olmamaları nedeniyle bitkiler için besleyici değil.

Beslenmemizdeki yetersizliklerin yanında çok önemsememiz gereken bir sorun da gıdalarımızın gerektiği gibi sindirilememesine, dolayısıyla yiyeceklerin bünyesindeki minerallerin yetersiz emilimine sebep oluyor. Çok yaygınlaşan ve birçok hastalığa katkıda bulunan düşük mide asidi sorunumuzdan bahsediyorum. Konuyu çok dağıtmamak için magnezyumdan bahsetmeye devam ediyorum; ama düşük mide asidi konusuna başka bir yazıda değineceğim.

Kanımızdaki magnezyum seviyesi ölçülebiliyor; fakat vücudumuzdaki magnezyumun ancak %1’i kan dolaşımında olduğu için kanda ölçülen magnezyum düzeyi vücuttaki magnezyum miktarını gösteren sağlıklı bir ölçüt olamıyor. Aşağıdaki sitede magnezyum eksikliğiniz olup olmadığını tahmin edebilmek için  kendi kendinize soracağınız bazı sorular var :

Sorular şöyle :
* Düzenli olarak gazlı içecek içiyor musunuz?  Özellikle koyu renkli gazlı içecekler fosfat      içerir. Fosfat magnezyumu bağlayarak sindirim sisteminiz için yararlanılamaz hale getirir. 
* Sık sık kek, pasta, şeker ve diğer tatlı yiyeceklerden tüketiyor musunuz? Rafine şekerle yapılmış yiyecekler böbrekler yoluyla magnezyum atılmasına sebep olur. Şeker vücuda katkı sağlamak yerine sindirilirken vücut için gerekli kaynakları tükettiği için bir ‘ANTİ - BESİN’dir. 
* Çok stres yaşıyor musunuz veya yakınlarda büyük bir tıbbi işlem/ameliyat geçirdiniz mi?   
* Hergün kahve, çay veya diğer kafeinli içeceklerden tüketiyor musunuz?
* Diüretik, kalp veya astım ilacı, doğum kontrol hapı veya östrojen tedavisi alıyor musunuz?
* Haftada yedi adet alkollü içecekten fazlasını içiyor musunuz?
* Aynı oranda magnezyum takviyesiyle desteklemeden kalsiyum takviyesi alıyor musunuz? Kalsiyum takviyesi daha az magnezyum emilimine sebep olur. Aslında tercih edilmesi gereken yöntem vücut için gerekli kalsiyum ve magnezyumu gerçek yiyeceklerden almaktır. Yeşillikler bu iki mineral için de en iyi kaynaklardır. 
* Sıralananlardan herhangi birini yaşıyor musunuz :  - Endişe    - Zaman zaman hiperaktivite    - Uykuya dalmada güçlük    -  Uykuda kalmakta zorluk 
*Şunlardan  herhangi birini yaşıyor musunuz : - Ağrılı kas spazmları    - Kaslarda kramp    - Fibromiyalji        - Yüzde tikler        - Göz seğirmesi veya istemsiz göz hareketleri 
* Yukarıdaki sorulardan “evet” diye yanıtladığınız oldu ve 55 yaşın üzerinde misiniz?


Doğal Magnezyum Kaynakları

Doğal ve çeşitli belendiğimizde magnezyumumuzu bol bol karşılayacak o kadar çok yiyecek çeşidi var ki. Yeter ki işlenmiş ve böylelikle besin değeri azalmış yiyeceklerden uzak duralım.


- Yeşillikler ve yeşil sezeler, şaşırmadınız tabii. Yeşil bitkilere renklerini veren klorofilin merkezinde magnezyum var.  Ispanak, pazı, maydanoz, bamya, brokoli, salatalık (kabuğuyla beraber) … Çiğ veya pişmiş olarak bolca tüketelim. Ispanak salatanızı çiğ yemeye ne dersiniz?
- Baklagiller Fasülye çeşitleri ve bezelye bol magnezyum içeriyor. Kuru olanları mümkünse 24 saat veya daha fazla suda bekleterek içlerindeki lektin gibi anti-besinlerden kurtulalım. Anneannelerimiz doğru yapıyordu, biz baklagilleri suda bekletme süresini uzatıyoruz ki çimlenme başlasın.
- Kuruyemişler Badem, kaju, fındık, antepfıstığı, kabak çekirdeği vs.
- Tahıllar Glutene dikkat. Karabuğday, yulaf, esmer pirinç yiyerek hem magnezyum alır, hem glutenden uzak durabiliriz.
- Muz, avokado ve kayısı gibi bol magnezyum içeren taze meyveler.
- Kuru incir
- Yoğurt ve kefirin yararlarından biri de bol magnezyum sağlaması.
- Bitter Çikolata. Dr. Axe en çok magnezyum içeren gıdalar arasında bitter çikolatayı sayarak benim gibi çikolata delilerinin kalbini kazanıyor.

Konuyu araştırırken en sık tekrarlandığını gördüğüm bazı doğal kaynakları listelemeye çalıştım. Gördüğünüz gibi doğal gıdalarda magnezyum bolca bulunuyor ve şüphesiz doğal kaynaklar saydıklarımla sınırlı değil

Magnezyum Eksikliğinin Yaratabileceği Sağlık Sorunları
Kalsiyum ve potasyum mineralleriyle denge içinde olmayan yetersiz magnezyum şöyle klinik bulgulara yol açabiliyormuş : tikler, kas spazm ve krampları, nöbet, kaygı bozukluğu ve kalp ritminde düzensizlik.

Diğer rahatsızlık belitileriyle kolay karıştırılabilen şu belirtiler de bazen magnezyum yetersizliğinin maskelenmiş halleri oluyormuş : migren başağrıları, uykusuzluk, depresyon, kronik yorgunluk vs.

Kalsiyum takviyesini Magnezyum ile Dengelemeden Alıyorsanız DİKKAT !
Kalsiyum çok zaman gereksiz yere aşırı kullanılan bir takviye. Uzun zamandır - belki 30 yıldan fazladır - özellikle kadınlara kemik erimesi tehlikesine karşı kalsiyum takviyesi almaları tavsiye ediliyor.

Dr. Mercola’ya bakarsak, alınan kalsiyum ile magnezyum 1:1 (bire bir) oranında dengeli olmalı. Kalsiyum fazla alınıp magnezyum eksik kalırsa kas spazmları gerçekleşebilir.  Kalp de kaslardan oluştuğuna göre, bu dengesizlik kalp krizi gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Kalsiyum takviyelerine bilinçsizce saldırmayalım. Yine çok tekrarladığım şeyi tekrarlıyorum : en iyi kaynaklar doğal kalsiyum kaynaklarıdır. En zengin kalsiyum kaynağı süt değil, hayvansal herhangi bir yiyecek değil koyu yeşillikler, mesela MAYDANOZ, biliyor muydunuz? Hem bu doğal yeşillikler, sebzeler magnezyum da içerdiğinden dengelenmesi gereken iki değerli minerali birlikte almış olursunuz. Yaz mevsiminin en gözde meyvelerinden kayısıda hem magnezyum, hem kalsiyum bolca bulunuyor.

Takviye Alırken Dozaj Ne Olmalı?
Dozaj konusunda genelde söylenen, günlük olarak kilogram cinsinden vücut ağırlığınızın beş katı kadar (miligram ölçüsünde) magnezyum alınabileceği. Mesela 70 kilo iseniz 70 X 5 = 350 mg magnezyum almak kabul edilebilir görülüyor. Tabii magnezyum eksikliğinizi doktorunuzun yönlendirmesiyle tespit edip uygun görülen miktar alınmalı.

Takviyelerde karşımıza .cıkan magnezyumun formülü genelde şu seçeneklerden biri oluyor :
Magnezyum sitrat
Magnezyum gllisinat
Magnezyum  malat
Magnezyum treonat.

Magnezyum takviyesine azla başlayıp dışkıda gevşeklik hissedene dek yavaş yavaş artırabilirsiniz. Magnezyumu fazla almak gevşek dışkılama, yani ishale yakın bir durum yaratabilir. Yoksa vücudunuz bu önemli mineralin yokluğunu kapatmanızdan çok memnun olacaktır. Etkileri birden ve belirgin olarak hissetmeyebilirsiniz.

Magnezyum ATP (adenozin trifosfat) üretimini artıracağı için enerji seviyenizde artış, dinçlik  hissetmeniz mümkün. MS hastalarının en büyük sorunlarından biri çabuk yorulmak olduğuna göre, magnezyumun bu faydası dikkatimi çekiyor. Aynı şekilde enflamasyonu azaltması da biz MS’lilere magnezyum takviyesi almamız ve doğal besinlerden bol magnezyum almamız için işaret veriyor. Hadi bu yaz bol kayısı tüketelim!









Not  : Kayısıda neler var  (1 kayısı, 35 gr.)

A, C,K, E vitaminleri 
Folat (B9 öncülü, doğal) : 3 mcg - Vücut folatı sentetik folik asitten çok daha rahat metabolize eder
Magnezyum : 3,5 mg
Kalsiyum : 4,5 mg
Fosfor : 8 mg (Dişler ve kemikler için özellikle önemli.)
Potasyum : 90 mg
Sodyum : 0,4 mg  (Kayısıda bile olan tuzu ayrıca tüketmeye gerek yok!)





Kaynaklar :

Yaşam için Yeşil        Victoria Boutenko





























7 Şubat 2018 Çarşamba

Hiç Ummazken Belgeselden İlginç Konular Çıktı : EZ Water, Kök Hücre Tedavisiyle Hastalıklardan Kurtulup 100 Yıl Yaşamayı Umanlar...

There’s more politics in medicine than there’s in politics.
Tıpta siyasette olduğundan daha çok siyaset var.

Dr.Tom Levy - Live Longer Feel Better belgeselinde


Şimdi (2-8 şubat 2018) izlemekte olduğum son belgeseli sizlere duyurmadım.
Live Longer Feel Better -  Daha Uzun Yaşayın, Kendinizi Daha İyi Hissedin.
Yapımcı ve yönetmen : Michael Beattie.

KAÇIRILAN BÖLÜMLER İÇİN TEKRAR YAYIN (geç haber veriyorum, kusura
bakmayın. 3., 4. [kök hücre tedavisi] ve 5. [ Su - EZ Water] bölümler bana özellikle
önemli geldi.)

https://www.livelongerfeelbetter.com/replay


Başlangıçta belgeseli duyurmamamın biir iki sebebi vardı : haberdar olduğum belgeselerin
çoğunun konusu ilgi çekici oluyor, tamam : bağışıklık sistemi hastalıkları, tiroid
bezi hastalıkları, aşılar... Konuşanlar çoğunlukla fonksiyonel tıp eğitimi almış tıp
uzmanları, konularında ezber bozan, hatta bazıları çığır açan doktorlar, eczacılar,
bilim adamları, araştırmacılar, sağlığa doğal yolları izleyerek ulaşmak amacıyla
uğraşan ve başarılı olan kişiler. Harika...

Ve fakat belgeseller ingilizce. Keşke anında çeviri yapan sistemler keşfedilmiş
ve yaygın kullanılıyor olsa. (Bilim adamı, fizikçi Michio Kaku’nun öngörüsü, belki
10 - 15 yıla gerçekleşir! Çok mu iyimser bir tahmin?) Vakti ve ilgisi olan herkes
bu belgeselleri izleyebilse. Bu yazıda yapmayı planladığım gibi belgeselde
duyduğum önemli teorileri, bilgileri sizlere aktarmak sürekli belgesel haberi
duyurusu yapmaktan daha iyi olabilir diye düşündüm.

Aslında bu belgeseli izlemeyi de pek düşünmüyordum. Konular yine doğal ve
bitkisel beslenmek, egzersiz yapmak / hareketsiz kalmamak, güneşe çıkmak /
D vitamini takviyesi almayı ihmal etmemek etrafında dönecek diye düşünüyordum.
Hep bildiğimiz konular! Ama belgeselde pek duyulmamış, yeni ve umut verici
konulardan bahsedileceğini tahmin edememiştim. Bilseydim, belgeselden haberdar
olur olmaz blogda duyururdum ki ingilizce dinleyebilecek olan okurlar ilk elden ve
eksiksiz olarak bu tanıklıkları, bilgileri dinleyebilsinler.

Bugünkü bölümün bağlantısını direkt versem herhalde en azından son 2 bölümü
izlemek mümkün olur. Kaydolmak için gereken bağlantıyı silmişim. Ama muhtemelen
bu haftasonu bölümlerin 7'si birden aynı anda ücretsiz olarak gösterime açılacak.
Hep böyle yapılıyor : İlk ücretsiz gösterimde herbir bölüm 24 saat gösterimde
kalacak şekilde yayınlanıyor. Belgeselin tamamının yayınlanması bittiğinde
bir haftasonu boyunca tüm bölümler tekrar yayına veriliyor. Bu arada belgesele sahip
olmak isterseniz ücretsiz gösterimler sırasında belgeseli indirimli olarak satın almak
mümkün oluyor.  Bu günün bağlantısı aşağıda :


5. bölümün konusu insan vücudunun hasar görmüş olan kendi kendisini tamir etme
becerisini ayağa kaldırarak katarakttan kansere varolan her türlü rahatsızlıkta
tamir / tedavi harekatını başlatmasını sağlayan kök hücre tedavisi. Panama’daki
kliniğinde kök hücre tedavilerini uygulayan Dr. Neil Riordan tedaviyi anlatırken
tanıklar - ki aralarında babasının her türlü hastalığından kurtulmuş halde 99 yaşına
basmak üzere olduğunu anlatan Mel Gibson da var - kendi tecrübelerini aktarıyor.
Tedavinin şimdilik pahalı olduğunu, fakat teknolojinin ucuzlamasına nasıl tanık oluyorsak
bu tedavinin de ucuzlayacağını yine Neil Riordan söylüyor.

Ayrıca, bu belgeselde bahsedilen EZ Water (Exclusion Zone Water) konusu da ilginçti. Nedir EZ Water? Dr. Gerald Pollock’ın açıklamasına göre suyun 4. hali imiş. Yani suyun şimdiye dek bildiğimiz üç halinden (katı - buz, sıvı ve gaz - su buharı) farklı bir hali daha olduğunu anlatıyor. İlgi çekici nokta, insan vücudunun farklı kaynaklara göre yüzde yetmiş ila seksenini oluşturan suyun bu halde bulunduğunun söylenmesi. Dahası bitkilerde, yani beslenmemizin (tercihen) çoğunu karşılamamız gereken sebze meyve ve yeşilliklerde bulunan suyun tam da hücrelerimizin ihtiyaç duyduğu suyun 4. halindeki EZ su olduğu belirtiliyor. Eğer durum buysa, sebze meyve sularını hergün tüketmenin bir yararını daha öğreniyoruz. Şimdiye kadar sebze meyve, yeşillik sularının çok önemli olduğunu, bol mineral, vitamin ve (zaman geçirmeden, ısıl işlenme tabi tutmadan içilince) canlı enzimler sağladığını okurdum. Ama EZ water duruma başka bir boyut getiriyor.





















5 Aralık 2017 Salı

Belgesel : AUTOIMMUNE SECRETS

Evet, yine belgesel duyurusu : Autoimmune Secrets  (Otoimmün - bağışıklık sistemi sırları). 

Artık araştıran, okuyan, bu tip belgeselleri izleyenler için sır sayılmayacak bir gerçeği doktorların rehberliğinde ve hastaların tanıklıklarıyla açıklayacak : Otoimmün (bağışıklık sistemi) hastalıkları önlenebilir ve geriye çevrilebilir. Geç haberdar oldum, yarın  (6 aralık 2017) başlayacakmış. Aşağıdaki bağlantıdan kayıt olabilirsiniz.


Bahsedilenler yaygınlaşmamış, çoğu kişiye ulaşmamış bilgiler olduğu sürece yaymak için ne kadar çabalasak az. 





7 Kasım 2017 Salı

Sebze Meyve Sularına Başlamak için En Güzel Mevsimdeyiz




Birşeyler de iyi gitsin değil mi? Olumlu haberlere hepimizin ihtiyacı var. İşte size güzel bir hatırlatma : Sonbahardayız :) Hani şu inciriyle, narıyla, ceviziyle, yenebilecek bir sürü güzellikle birlikte gelen mevsimdeyiz.

Sebze meyve sularını, mevsim meyve sebzelerinden hazırladığınız smoothie’leri (püre kıvamında içecekler) hayatınıza sokmak için en güzel mevsimdeyiz. Elma, havuç, pancar, kereviz, karnabahar… Hepsi içlerine katılacak yeşillikler ve yeşil sebzelerle (maydanoz, ıspanak, pancar ve havuç yeşillikleri, kereviz sapı vs.) birlikte pazarlara uğramanızı bekliyor. Ayrica blendırınızı biraz uzun çalıştırarak karışımınızı ılık bir sebze çorbası haline de getirebilirsiniz. İçine istediğiniz baharatlarla birlikte hindistancevizi yağı veya zeytinyağı da katar ve karıştırırsanız ılık ve güzel bir çorba olur.


Güçlü bir blendırda (mesela Vitamix) hazırlanabilecek smoothie’lerin (püre kıvamında içecekler) meziyetlerinden daha önce bahsettim mutlaka. Vitamin, mineral içeriklerinin yanısıra bu şekilde meyve, sebze ve yeşilliklerden bol miktarda lif almamızı sağlayacağı için smoothie’ler herzaman çok değerli.

Bize en yakın primat türünün beslenmesinden bahsedeceğim biraz. Şempanzelerle DNA’mızın % 99.4’ü ortakmış. İlk insanlar da milyonlarca yıl önce muhtemelen onlara benzer şekilde besleniyordu. Şempanze beslenmesinde meyve ve yeşilliklerin çok büyük önemi var. Öyle ki şempanzelerin yiyeceklerinin yarısını meyveler oluştururken, mevsimine göre % 25 - 50'sini yeşillikler oluşturuyor.

Atalarımızın da en azından bir bölümünün benzer biçimde beslendiğini düşündüren araştırmalar var. Aşağı yukarı 10,000 yıl önce gerçekleşen tarım devrimiyle tahıllar beslenmemize dahil olana dek geçen belki iki milyon yıl boyunca  homo sapiens türünün çoğunluğu avcı toplayıcı olarak yaşamış.Tarım devrimi insan beslenmesinde büyük bir değişimin başlangıcı olmuş. Son 10,000 yıla ve özellikle son iki yüzyıla (şekerin yaygınlaşarak beslenmemize dahil olması) vardığımızda sağlığımızda giderek hızlanan bir bozulma görüyoruz.


Sebze, özellikle yeşillik tüketimimize dönersek, son 10.000 yıl içinde beslenme tarzımız değiştikçe çiğneme alışkanlığımızı yitirmişiz. Bir kısmımızın yirmi yaş dişleri çekildiği veya tam olarak gelişmediği halde, daralan çene kemiklerimiz yüzünden diş tellerine ihtiyaç duyabiliyoruz. Bazılarımızda diş eksiklikleri de var. Meyve, sebzeleri ve özellikle yeşillikleri içlerinde bulunan yararlı özlere ulaşacak kadar çok çiğnemeyi kendimizden bekleyemiyoruz. Tabii ki az da olsa sebze meyve yemek hiç yememekten daha iyidir. Çiğnemek için ayıracak vaktin, kuvvetimizin, sabrımızın, dolayısıyla çabamızın azalması yüzünden bitkisel yiyeceklerden alınabilecek tüm faydaya ulaşamasak bile, bu besinlerden birşeyler (vitamin, mineral ve enzimler) alıyoruz mutlaka. Yaşattıkları tokluk hissi bizi çabuk tüketilmek için tasarlanmış hazır gıdalardan ve zararlarından uzak tutuyor ya, bu bile çok büyük bir fayda.

Taze bitkisel yiyecekler, özellikle yeşillikler bol miktarda magnezyum içeriyor. Taze bitkisel besinler tüketerek çoğumuzda eksik olan, vücutta çok önemli işlevlere sahip magnezyuma doğal formunda ulaşabiliyoruz. Kan dolaşımımızdaki oksijen miktarı sebzeler ve özellikle bol klorofil içeren yeşillikler sayesinde artıyor.


Ayrıca gelelim taze bitkisel besinler yemenin son kısmına : bu tür yiyecekler sindirim esnasında bağırsaklarımızı süpürerek ve dost bakterileri besleyerek en son ve en büyük yararlarından birini sergiliyor.


Bu yazıda smoothie’lerden ziyade sebze meyve sularını ön plana çıkarmak istememin bazı sebepleri var.


Birincil sebep : Meyve ve sebzeler beslenmenizde hakettikleri kadar çok yer almıyorsa, sebze meyve suyu halinde beslenmeye dahil etmeye başlamak size daha kolay gelebilir Böylece sebze meyve ve yeşillikleri daha tanıdık bir tüketim tarzıyla beslenmemize dahil edip bitkisel besinlere alışarak istediğimiz zaman bu besinlerin daha yoğun tüketim şekli olan blendırda karıştırılmış smoothie’lere (püremsi içeceklere) daha kolay geçmek mümkün olacak.


İkinci sebep : Çeşidi artıralım. Ara sıra içilen portakal suyunun ötesine geçelim. Havuç, elma, limon, zencefil, hatta daha önce suyunu sıkmayı düşünmemiş olabileceğiniz kabak, brokoli, kereviz, pancar (kök ve yaprakları) ve bilumum mevsim sebze, meyve, yeşillikleri ile çeşitli karışımlar yapabiliriz.


Üçüncü sebep : Çiğnemekte zorlanan kişilere bol miktarda yararlı besini (vitamin, mineral, aktif enzimler) kolaylıkla içilebilir formda verebilmek için meyve sebze sularını kullanmak kolay bir yol.


Kanserle mücadelesini yakınlarda izlediğim bir belgeselde anlatan Chris Wark, tedavisinde hergün bol miktarda sebze meyve suyu içtiğini belirtiyor. Sebze meyve suları 1930'lardan beri kanserde kullanılan bir tedavi protokolü olan Gerson Terapisinde de önemli yer tutuyor. Chris Wark’ın belgeseli kanserden doğal yöntemlerle kurtulunabileceğini anlatan ve yol gösteren izlediğim en başarılı belgesel olmayabilir. (Çok sayıda fonksiyonel tıp uzmanı doktorun görüşlerine yer veren TTAC - The Truth about Cancer bu konuda favorim.) Ama kanser hastalığından doğal yollarla kurtulan birinin tanıklığı şunu tekrar anlamamı sağladı : kanserli tümörü olan bir kişiyle sağlıklı biri arasındaki en temel fark düzgün çalışan güçlü bir bağışıklık sistemidir. Ayrıca Chris Wark daha önce çalışmalarından haberdar olmadığım Dr. Dennis Berkin’den bahsetti. Dr. Berkin kansere az rastlanan toplulukların beslenme biçimlerini incelemiş ve şu sonuca varmış : Kansere az rastlanan topluluklarda insanlar enerjilerini bol lifli bitkisel besinlerden karşılıyor.


Gerson Kanser Tedavisi Nedir ve Bizde İşe Yarıyor mu ?

Dr. Max Gerson tarafından kanseri vücudun kendi tamir mekanizmasını harekete geçirerek tedavi etmek üzere geliştirilmiş bir tedavi protokolüdür. 1928'den itibaren uygulanmaya başlanmış, Dr. Gerson'un 1958'de yayınlanan kitabında 50 kişinin tanıklığıyla anlatılmıştır. Kitabın adı A Cancer Therapy : Results of 50 Cases and the Cure of Advanced Cancer by Diet Therapy. (türkçeye çevrilmiş değil).
https://www.amazon.com/Cancer-Therapy-Results-Fifty-Advanced/dp/0961152621/ref=sr_1_2?ie=UTF8&qid=1510069926&sr=8-2&keywords=max+gerson&dpID=51ar%252BrSNglL&preST=_SY291_BO1,204,203,200_QL40_&dpSrc=srch

Yararlandığım Healing the Gerson Way (Gerson usulü iyileşme, henüz türkçede yok) kitabının yazarı, tedavinin yaratıcısı Dr. Max Gerson'ın kızı Charlotte Gerson. Meksika'da bulunan kliniklerinde, ekibiyle birlikte Dr. Max Gerson'ın tasarlamış olduğu plana göre kanser ve bağışıklık sistemini ilgilendiren başka kronik hastalıkların tedavisine yönelik çalışmaları yürütüyor. Yazar, tedavilerinin modern tıp tarafından immün sistem hastalığı olarak sınıflandırılan MS hastalığından muzdarip kişilerde de güzel sonuçlar verdiğini söylüyor. Bol çiğ sebze meyve sularıyla detoksifiye olmaya başlayan bazı hastaların ilk haftalarda yaşadıkları halsizlik, yorgunluğun artması gibi sıkıntıları detoksifikasyon belirtileri, yani iyileşme krizi olarak değerlendiriyor. Charlotte Gerson sormadan edemiyor : doğal bitkisel besinlerle besin eksiklikleri giderilen, bağışıklık sistemleri düzene giren ve güçlenen hastalar tedaviye iyi cevap veriyorsa, MS gerçekten tanımlandığı gibi immün sistem hastalığı mıdır?


Bağışıklık sistemi hastalıklarından muzdarip olan bir kişinin sorunu modern tıbbın gördüğü haliyle yolundan çıkmış, kendi dokularına saldıran bir bağışıklık sistemi. Klasik MS tedavi yöntemleri bağışıklık sistemini baskılar. Taze meyve, sebze ve yeşillik sularının bol vitamin, mineral, enzim içerikleriyle yolundan çıkmış bağışıklık sistemimize bir miktar düzen getirmelerini umabiliriz. Sebze meyve suları tercih ettiğimiz tedavi yöntemini uygulamamıza engel değil. Kaybedecek neyimiz var?




Kaynaklar :


Yaşam için Yeşil,                  Victoria Boutenko
Healing The Gerson Way,     Charlotte Gerson, Beata Bishop
Sağlık için Canlı Besinler, Brian R. Clement,

3 Ekim 2017 Salı

LDN Hazırlamak için Temel İlaç Naltrekson Arayan Okurlara









Düşük Doz Naltrekson (LDN) tedavisini denemek isteyen, bu amaçla temel ilaç Ethylex'i (Türkiye'de bu adla satılıyordu) tedarik etmeye çalışan epey kronik bağışıklık sistemi hastası var. Bu kadar basit, etkili ve hesaplı bir çözüm olanağından mahrum bırakıldığımız için ben de üzgün ve öfkeliyim. Naltrekson arayışında olanlara ilaç sağlayarak yardım etmem çok açıdan mümkün değil. En başta blog'daki amacım kronik bağışıklık sistemi hastalıkları, özellikle MS konusunda yaptığım araştırmaları sizlerle paylaşmak.

Yapabileceğim tek şey ilacı elde etmek için kullanılabilecek yolları anlatmak. Sonrası sizin çabanıza kalıyor. Son zamanlarda MS hastalarını LDN ile tedavi eden bazı nörologlardan bahsedildiğini duyuyorum. En sağlam yol, naltreksonu böyle bir doktorun sizi yönlendirmesiyle almak.  Denemenizde sizi destekleyen - tercihen bu konuda tecrübeli bir nörolog veya fonksiyonel tıp doktoru - ilaç dozajını belirlemede ve birçok konuda size yardım eder. 

Hollanda'da veya yakınlarında yaşıyorsanız şanslısınız : Doğru anladıysam, o ülkede nörologlar MS hastalığının tedavisinde ilk seçenek olarak zaten LDN'yi tercih ediyormuş. Masal gibi ! Neyse, ülke gerçeklerine dönelim. 

Benim şimdiye dek naltreksona ulaşmak için kullandığım yöntem (bir sevgili arkadaşın naltrekson muadili Nalorex'i güçlük yaşayarak, fedakarlıkla Yunanistan'dan göndermesi ve ilacı Amerika'dan ısmarlayıp [gümrük sorununu aşmak için] Amerika'dan gelen bir arkadaşın oradaki adresine göndertmek  dışında )  şöyle :


Ethylex'i aile hekiminize, pratisyen bir doktora (çünkü beyaz reçeteli), zorlanırsanız bir psikiyatra yazdırın. Doktorunuza, biyomedikal araştırmaların olduğu dev veritabanlarında arama yapan pubmed'de LDN'nin bağışıklık sistemi hastalıkları üzerindeki başarısını gösteren çok sayıda araştırma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.



Reçetenin üzerine ilacın bedelini sizin ödeyeceğinizi yazarsanız TEB (eczacılar birliği) ilacı kısa zamanda adresinize gönderiyor. Aşağıdaki bağlantıda İLAÇ BEDELİNİ KENDİLERİ ÖDEYECEK HASTALAR İÇİN başlığına bakın. Orada yazdığına göre REÇETE, NÜFUS CÜZDANI FOTOKOPİSİ, İLACIN GÖNDERİLECEĞİ ADRES VE CEP TELEFONU MUMARASI lazım. Bunları TEB'e fakslamanız yeterli. Cep telefonu numaranız önemli; çünkü ilaç bedeli mesajla bildirilecek, sonra ödeme dekontunuzu mesajda belirtilen faks numarasına gönderiyorsunuz.
ÇOK ÖNEMLİ :
Reçetenin üzerine şöyle yazmanız lazım "İlaç bedelini kendim karşılayacağım."
Altına adınızı ve imzanızı da ekleyin.
İlacın bedelini SGK'nın karşılaması için sağlık kurulu raporu gerekiyor.


Reçetenin tanı bölümüne gelince... Ethylex maalesef nörolojik rahatsızlıklarda TEB'in bedelini karşıladığı ilaçlardan değil. Bağımlılık tedavisinde kullanılan bir ilaç olduğu için tanı olarak bağımlılık düşündüren birşey yazılması lazım. (Mesela alkolizm için ilaç bedelini muhtemelen devlet karşılar; ama AMATEM'in devreye sokulması gerekiyor diye duydum.)

Çözüm şimdilik ilaç bedelini kendi kendimize karşılamak olarak görünüyor. Ücreti kendiniz karşılayacaksanız  tanı bölümüne bağımlılık düşündüren birşey yazılabilir (çünkü ilaç esas olarak bağımlılık [alkolizm gibi] tedavisinde kullanılan bir ilaç). Belki 'immün sistem hastalığı' açıklaması da dozaja 3 mg. yazıldığında kabul edilir. Denemedim, bilemiyorum.




Sipariş üzerine kutuda 28 adet 50 mg.'lık naltexone tableti bulunan Ethylex (veya muadili) gelecek. Maliyeti - doğru hatırlıyorsam - 34 EUR. Bir kutu ilaç, düşük doz naltrexone olarak kullanıldığında sekiz-on ay civarı yeterli olur. Uyarı : Bildiğim kadarıyla LDN tedavisinde kullanılan en yüksek doz 4,5 mg. Daha üstüne çıkılırsa - adı üstünde - artık "Düşük Doz Naltrekson" tedavisi olmaz uyguladığınız, beklenebilecek faydayı göremezsiniz.

İlaç size ulaştıktan sonra anlaştığınız bir eczacıya LDN'yi tercih ettiğiniz dozda hazırlatabilirsiniz. Şu yazıda anlattığım şekilde, 50 mg'lık hapı suda çözdürerek evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz.


LDN'niz hazırsa yapılacak tek şey her gece uyumadan önce (21:30 - 24:00 arası) LDN'nizi almak.

Peki LDN Kullanmaya Başladıktan Sonra Ne Zaman Sonuç Alırım?

Öncelikle birdenbire büyük farklar beklememek lazım. Düşük Doz Naltrekson tedavisi MS'i ortadan kaldırmaz, sizi iyileştirmez. Gerçekleşmesini umduğumuz, hastalığın ilerlemesini durdurmayı başarmak. Standart MS ilaçlarında amaç atak sayısını azaltmak, kötüye gidişi yavaşlatmak değil mi? LDN'nin vaat ettiği şey biraz farklı!

Fark görmeye başlayacağınız kesin bir tarih vermek gerçekçi olmaz. Size özel bir zamanlama sözkonusu. Kimi insan 7-10 gün içinde bir fark görür .(Benim tecrübem böyle oldu; çünkü düşük doz naltrekson kullanmaya başladığımda ciddi bir doğum sonrası atağı geçiriyordum. LDN'nin fark yarattığını gördüm ve kullanmaya devam ettim.) LDN kullanımından fayda görüldüğünün anlaşılması bazen daha çok zaman (birkaç ay) alabilir. Üstelik net bir fark görmeseniz de kullanmaya devam etmekte fayda var. Çünkü asıl soru : ataklar duracak mı? Kognitif (algı ve zihinle ilgili) zorluklar yaşıyorsanız, fayda görüp görmediğinizi yakınlarınız daha rahat farkedebilir. Spastisite sorunu yaşıyorsanız bu konuyu da değerlendirmeye alın, ilaç kullanımı öncesi nasıldınız, birkaç ay sonra nasılsınız? LDN'nin MS'le ilgli spastisite üzerindeki pozitif etkilerinin kaydedildiği, İtalya'da yapılmış bilimsel bir çalışma var.

LDN kullanımından aldığınız cevap konusunda en önemli ölçüt : Ataklarınız devam ediyor mu? Çoğu MS hastası LDN sayesinde yeni atak geçirmediğini söylüyor.

Düşük doz naltrekson tedavisi konusunda, LDN'nin MS hastaları üzerindeki etkisini 1980'lerde keşfetmiş olan Dr.Bihari hayattayken hazırlanmış muhtemelen ilk sitede MS ve LDN kullanımı hakkında yazanlar :

http://www.lowdosenaltrexone.org/ldn_and_ms.htm


Ya Daha Sonra?

MS'in ilerlemesini durdurma ihtimali müthiş bir şey. Eğer LDN kullanarak hastalığı durdurabilirseniz, sonrasında varolan bazı kayıplarınızı gidermeye, güçlenmeye çalışmak (beslenme değişikliği, sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz yoluyla vs.) artık size kalıyor.
Naltreksona ulaşma çabası (keşke böyle uğraşmak zorunda kalmasaydık), sonucuna değer. Beslenme tarzı değişiklikleri, kahve, sigara vs. alışkanlıklardan vazgeçmek, halihazırda egzersizin yaşamınızda yeri yoksa spor yapma alışkanlığı kazanmak için kendinizi zorlamak konularında size söyleyeceğim, zaman zaman kendime hatırlattığım kısa ama çarpıcı, iradesinin zayıladığı anlarda insanı kendine getiren bir söz var : oğluma öğrettiğim ilk ingilizce atasözü No pain, no gain (Emeksiz yemek / Zahmetsiz rahmet olmaz).










20 Eylül 2017 Çarşamba

Ve yine Belgesel Duyurusu, Konu Alzheimer









14 doktor Alzheimer hastalığının da önlenebilir bir hastalık olduğunu anlatacak. Belki daha da iyisi, yakalanıldığı zaman geri dönmenin mümkün olduğunu. Belgesel 12 bölüm ve 21 ekimde Amerika'da sabah 9:00 EST saat diliminde (Türkiye'de 21 ekim 16:00'da) başlayacak. Konu ilginizi çekiyorsa ve vaktiniz varsa, ücretsiz gösterim için aşağıdaki bağlantıdan isminizi ve e-mail adresinizi girip kaydolabilirsiniz.

http://event.awakeningfromalzheimers.com/fb-a/



















12 Eylül 2017 Salı

Yine Belgesel, Konu Kanser






Chris Wark, kanseri klasik yöntemlere başvurmadan, doğal yöntemlerle yendiğini söyleyenlerden biri. Bağlantısını verdiğim de onun 10 bölümlük belgeseli. İlk amacı zamanında bir tanıdığının ona vermiş olduğu ve bu seyrek tutulan yolu seçmesini sağlayan umudu hastalığa yakalanmış olanlara ve yakalanmaktan ürken bizlere vermek. Diyor ki : Bu hastalık önlenebilir ve yenilebilir. Bu söz genetik, umutsuz, yakalanıldı mı tedavisi çok güç ve illaki çok masraflı sanılan başka hastalıklar için de geçerli olabilir mi acaba ;)


Chris Wark'ın sitesi de şu : 

Belgeselin bu akşam 9 EST (Amerika'ya göre) saat diliminde başlayacağı söylenmiş. İlk bölüm Türkiye'de 13 eylül sabah 04:00'ten itibaren 24 saat yayında. İzleyelim bakalım.


Bekledim, İzledim, Değerlendirdim

Chris Wark yaptığı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kolon kanserini yenmiş. Vermek istediği mesaj bu hastalığın yenilebilir ve - daha da iyisi - önlenebilir olduğu. Hastalığa yakalanmış olanlara umut vermek istiyor. Uzun zamandır, kendi izlediği yöntemi  ve konu hakkında öğrendiklerini anlatarak hastalığı atlatmak isteyenlere koçluk etmiş. Doktor değil, bunu belirtelim. 

Kanser vakalarının çoğunun beslenme, yaşam tarzı ve çevresel kaynaklı olduğunu belirtiyor. Genetik yatkınlıkların ortaya kanser olarak çıkmasının başlıca sebebinin yıllar süren hatalı beslenme ve sigara kullanımı gibi yaşam tarzı seçimleri olduğunu söylüyor. Tümörü olan biriyle tümörsüz biri arasındaki temel farkın bağışıklık sisteminin sağlığı olduğunu belirtiyor. Herkesin vücudunda kanserli hücrelerin ürediğini, düzgün çalışan bir bağışıklık sisteminin bu hücreleri yayılmadan ortadan kaldıracağını hatırlatıyor.

Bitki ağırlıklı beslenmenin, hazır ve katkı maddesi bol gıdalardan uzak durmanın gerekliliğini anlatıyor. Ayrıca egzersiz yapmanın, stresten uzak durmanın öneminden bahsediyor. Stres bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Kanserle savaşırken günde bir saati psikolojik rahatlamaya, yapıyorsanız spiritüel çalışmalara ayırmayı tavsiye ediyor. Burada on bölümlük belgeselin iki bölümünü kendisinin huzura ve sağlığa ulaşmasında önemli rol oynadığını düşündüğü inancına ayırmasını garip bulsam da şükran duygusuna bağlıyorum. Spiritüel yöneliş, pratikler, dualar, vurguladığı "kendi kendine telkinler" yararlı oluyordur tabii. Olumlu düşünmek, iyileşeceğine inanmak işin anahtarı gibi geldi bana.

Özetle belgesel kanser dahil, bağışıklık sistemiyle ilgili kronik hastalıkların önlenebilir olduğu bilgisini yineliyor. Bu vesileyle daha kapsamlı bir kanser belgeseli olan TTAC (The Truth about Cancer) belgeselinin ilk iki bölümünün youtube'da yayında olduğunu hatırlatırım.

https://www.youtube.com/watch?v=KqJAzQe7_0g&list=PL_WKlaR99nthRInEnaJHRyaHVtkYTXz_H&index=1

https://www.youtube.com/watch?v=VK_sX5ko8SE&index=2&list=PL_WKlaR99nthRInEnaJHRyaHVtkYTXz_H