Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


5 Haziran 2013 Çarşamba

EGZERSİZ

Beynin bir yaştan sonra yeni hücre yapmadığını, ölen hücrelerin yerine yenilerini üretmediğini sanırdık. Meğer üretiyormuş. Beyin gelişim hormonlarının salgılanmasıyla beyin yeni hücreler ve bağlantılar yapmayı yetişkinlerde de sürdürüyormuş. Beyin gelişim hormonlarının salgılanması için bir yol zihinsel faaliyeti artırmak, mesela yeni şeyler öğrenmek, kitap okumak, bulmaca çözmek, satranç oynamak vesaire. Diğer yol fiziksel aktivite. Atıl kalmamamız, kendi sınırlarımız içinde hareket etmemiz için çok geçerli bir neden bu.

Hareket etmemiz için başka bir sebep de şu : hareketsiz kaldıkça kaslar atrofiye uğruyor, yani zayıflıyor ve kuvvetin yanısıra hareket kabiliyetlerini, esnekliklerini kaybediyor. Zaman içinde ataklarla veya ataksız yapabildiğimiz hareketler kısıtlanmış olabilir. Bunun üstüne MS’in getirdiği çabuk yorulma sorunu eklenince giderek daha az hareket eder, daha kısa mesafeler yürür olduk belki. Bu kötü bir kısırdöngü. Hareketlerimiz kısıtlandıkça az hareket etmeye alışırız, hatta işlerimizi az efor sarfedecek, az hareket edecek şekilde optimize ederiz ve hareketliliğimiz azaldıkça da kaslar erir. Sonuçta yürüme bozukluğumuzun ne kadarı MS’ten, ne kadarı hareketsizlikten kaynaklanıyor ayırdedemeyiz.

Sakatlığımız olsun olmasın, sakatlığın boyutu ne olursa olsun MS’li hastalarla çalışma tecrübesi olan bir fizyoterapistle çalışmanın faydası büyük. Düzenli bir egzersiz programıyla yapabildiğiniz hareketlerin skalası zamanla genişleyebilir; yorgunluğa dayanıklılığınız artabilir, çalışıyor olmak sizi ayrıca mutlu eder. Bedensel çalışma dolaşımı düzenler. Ayrıca egzersiz yapınca daha çok serotonin salgılar, moralinizi yükseltirsiniz. Hormonlar daha düzgün çalışır. Kadınlarda bozulmuş menstrüasyon çevrimi düzene girer. Beyin gelişim faktörlerinin artmasıyla beynin kendi kendini tamir sürecine katkıda bulunursunuz.

Mayo Clinic’in internet sayfasında egzersiz yapmanın faydaları şöyle listelenmiş : egzersiz yapmak : 
1. kilo kontrolü sağlar;
2. sağlık problemleri ve hastalıklara karşı mücadelede faydalı;
3. ruh halinize iyi gelir;
4. enerjinizi artırır;
5. daha iyi uyumanızı sağlar ;
6. seks hayatınızı canlandırır;
7. eğlencelidir.

Düzenli egzersiz yapmanın MS hastalarına sağlayacağı bazı yararları özetlersek , düzenli egzersiz :
1. enerji düzeyini artırıyor; yorgunluğu azaltıyor;
2. mesane problemlerini hafifletiyor;
3. kemikleri güçlendiriyor. MS hastalarında çoğunlukla vücuttaki D vitamini düzeyi düşük. Standart tedavide kullanılan illaçlar kemikler için D vitaminiyle beraber çok önemli olan kalsiyum seviyesini de düşürüyor. Az hareket eden MS hastalarında kemikler zaten zayıflıyor ve denge problemleri MS hastalarının düşerek kırıklarla karşılaşma riskini artırıyor.
4. Ayrıca, düzenli egzersiz kilo kontrolüne katkıda bulunuyor;
5. kalp sağlığı için çok önemli. MS hastalığı, solunum, sindirim ve kalp ritmi üzerindeki etkileri yüzünden zaman içinde kardiyovasküler rahatsızlıklara yakalanma riskimizi artırır. Orta düzeyde aktivite, egzersiz bile bu riski düşürür.

Halihazırda egzersiz hayatınızın bir parçası değilse, yapacağınız egzersizin türüne, süresine karar verip en kısa zamanda başlayın. Deneyimli bir fizyoterapistin sizin için uygun bir program belirlemede çok yardımı olur. MS’in yaygınlaşmasıyla hastaneler bünyesinde fizyoterapi bölümlerinde MS hastalarına çalışmalarında yol gösteren uzmanlar var. Egzersiz programı uygulamaya başlamadan önce, nöroloğunuzla ve MS hastalığı konusunda bilgili bir fizyoterapistle aşağıdaki konuları konuşmalısınız :

- kaçınmanız gereken ve size en uygun egzersiz türleri
- yapılacak egzersizin yoğunluğu (sizi ne kadar yormasına izin vereceğiniz) ve varsa uyulması gereken fiziksel sınırlamalar
- egzersiz sıklığı ve süresi

Egzersiz yaparken akılda bulundurulmalı ki :
- Kendimizi çok yormamalı, sınırlarımızı zorlamamalıyız. MS’te bunlar gelişmeye değil , aşırı yorgunluk ve gerilemeye yol açar.
- Vücut ısımızın çok yükselmemesine dikkat etmeliyiz.
- Egzersiz sırasında ihtiyaç duydukça kısa dinlenme araları vermeliyiz.
- Egzersiz programımızı basit tutarak başlamalı, zamanla geliştirmeliyiz. Zor bir egzersiz programı uygulamaktansa bize uygun bir program dahilinde egzersizi düzenli yapmaya önem vermeliyiz.
- Atak geçirirken de egzersiz yapabilirsiniz; fakat daha çabuk yorulacağınız için egzersiz sürenizi, egzersizin yoğunluğunu atağa göre ayarlamalısınız.
- Egzersiz için kasları ısıtmaya, esnemeye ve egzersiz bitiminde rahatlayıp dinlenmeye zaman ayırmalıyız.
- Egzersiz sırasında kendinizi yaralanmalardan koruyun. Özellikle denge probleminiz varsa …
 
Yapılabilecek Egzersiz Türlerine örnekler

Yüzme
İmkanınız varsa, yüzme bizim için ideal görünüyor. Çünkü yüzme kasları çalıştırmasının yanısıra sinir sistemi için çok faydalı ve vücut ısısını pek yükseltmiyor. Ayrıca sakatlanma riski yok. Suda yapılan hafif egzersiz (aquatics) de çok ısınmadan kaslarımızı çalıştırmamızı sağlar. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde eklemlerimize fazla yük binmez ve su, rahatlatıcı etkisiyle stresi azaltır.

http://www.youtube.com/watch?v=6TalBJ1JHWQ

Yoga
Yoga MS’te faydalı. Yoga yaptıkça esnekliğiniz artar. Yogada tüm hareketler soluk alış verişle uyum içinde yapılır. Mesela bir yoga duruşunu (asana) öğrenirken, asanaya girişte, duruş sırasında ve duruştan çıkışta nefesi ne zaman alacağız, ne zaman vereceğiz öğreniriz.

Yogayla doğru nefes almayı öğrenince (burundan alınan karın nefesi), sığ, yani sadece akciğerlerin üst kısmını doldurarak nefes alma alışkanlığından kurtuluruz. Bunun yararları arasında akciğer kapasitemizin artması, daha çok oksijen almamız ve karın (diyafram) kullanılarak alınan nefesin iç organlarımıza masaj etkisi yapması sayılabilir. Asanaları (yoga duruşlarını) yaparken nefes alış - verişimiz yavaşlayıp düzene girince daha sakin oluruz.


Qigong, Tai Chi
Chi (Qi) Çincede vücutta aktığı düşünülen hayat enerjisine verilen ad. Aynı kavram farklı kültürlerde farklı isimler alıyor. Mesela Hint kültüründe “prana”, Havai’de “mana”, batı kültüründe de hayat enerjisi (star wars’daki “force” :) ) gibi... Qigong, nefes, hareket ve farkındalığın birarada kullanıldığı egzersiz, sağaltım ve meditasyon amacıyla yapılabilen hareketler dizisi. Tai chi chuen bazı akademisyenlerce Qigong’un bir disiplini sayılıyor. Qigong’un ve tai chi chuen serilerinin bize faydası sakinleştirici olmaları, yumuşak bir egzersiz yapma imkanı sağlayıp dengeyi geliştirmeleri.
http://www.youtube.com/watch?v=lYMTI5R6V9g (sağlık için qigong - Ba duan Jin)
http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=P5hvODK2zW4&NR=1 (tai chi başlangıç seviyesi eğitim video'su)
 
Ankara İçsel Canlanma Merkezi'nin Tai Chi öğretmeni Harun Soydan :
https://www.youtube.com/watch?v=MSIt38_-WxU&feature=endscreen&NR=1
http://www.icselmerkez.com/index.php/m-hareket/m-taichi

İstanbul Vadiruhu'nda Tai Chi eğitimi veren Hakan Onum'dan bir video :


Fizyoterapi
Bir fizyoterapist eşliğinde bedensel çalışmayla, evde size verilen egzersiz programını düzenli uygulayarak hızlı yol katedebilirsiniz. En azından, atalet yüzünden kas kütleniz ve hareket kabiliyetinizde kayıplar olmuşsa, bunları telafi eder ve aynı sebeple bundan sonra oluşabilecek kayıpların önüne geçersiniz.

Batonla Yürüme
Kuzey disiplini yürüyüşü (nordic walking) duymuşsunuzdur belki. Ellerde kayak yaparken kullanılanlara benzeyen iki baton olduğu halde, batonlardan itme kuvveti alınarak yürünüyor. Bu egzersizde amaç üst bedeni de hareket ettirmek. Nordic walking bir fitness egzersizi. Belki halihazırda fit ve enerji düzeyi yüksek olanlarınız yapabilir.

Bir de trekking batonlarıyla yürüyüş yapmak var ki bu bana daha yapılabilir geldi. Batonlar yürürken postürünüzü düzgün tutmaya yarıyor ve bu egzersiz türü üst bedeni de çalıştırıyor. 
http://www.youtube.com/watch?v=lof4iTdAivk

Trekking batonu bulmak için dağcılık malzemesi satan mağazalara bakabilirsiniz. 9/7/2013 - Tesadüfen internet alışveriş sitelerinden birinde  Evolite marka batonlar satıldığını gördüm ve merakla aldım. Ancak pek fazla denge problemi yaşamayanlar rahatça kullanabilir; uçları geniş olmadığından denge için güvenemezsiniz . Ben tripod taktığım bastonumla idare edeyim bir süre daha.
 
İki tür egzersiz arasında ve kullanılan değnekler arasında fark var. En başta yere basan uçları farklı, tabii kullanım şekilleri de :

Diğer
Eskrim gibi bir yandan birşeyler öğrendiğiniz aktiviteler de faydalı; çünkü fiziksel aktivitenin yanısıra yeni birşeyler öğrenmek de daha fazla beyin gelişim hormonu salgılanmasını sağlıyor.

Tekerlekli sandalyede egzersiz
Tekerlekli sandalyede egzersiz bırakılmamalı. Akciğer kapasitemizi geliştirmek, dolaşımı hareketlendirmek, kaslarımızı erimekten korumak ve güçlendirmek, özellikle kalp rahatsızlıklarından korunmak için düzenli egzersize tekerlekli sandalyedeyken çok ihtiyaç var. Youtube.com’da “wheelchair exercise” kelimeleriyle arama yapabilirsiniz.
 
Egzersiz yapmıyorsanız harekete geçmenin zamanıdır. Star Wars’da dendiği gibi “may the force be with you*”.
 

*güç sizinle olsun
 

ek videolar :
http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=yY6L5_5IZlc&feature=endscreen (qigong)
https://www.youtube.com/watch?v=ybvcgAudioI (İsmet Himmet, sadece tai chi'nin ne olabildiğini göstermek için...)

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Eğimli Yatak Terapisi - www.inclinedbedtherapy.com

Eğimli yatak terapisi, Inclined Bed Therapy (IBT), asıl mesleği mühendislik olan Andrew Fletcher tarafından bulunmuş, uygulaması kolay bir uykuda tedavi şekli.
www.inclinedbedtherapy.com

Eğimli yatmak için yatağın baş kısmı yükseltiliyor. Eğimli yatakta yatan ilk insanlar eski Mısırlılarmış. Düz yatmak onlara hastalık ve ölümü çağrıştırmış.
http://andrewkennethfletcher.blogspot.com/2009/12/why-raise-bed-six-inches-at-head-end.html

Yöntemi yatağınızın baş kısmını 6 inch (15 cm) yükselterek uyguluyorsunuz. Yatağınızın baş tarafını yükseltmek için kullanılmayan ansiklopediler, kalın kitaplar, bu iş için kestirilmiş uygun yükseklikte tahta bloklar kullanılabilir. Kilonuz ve yatağınızın ağırlığı fazla değilse yatağın sadece baş tarafındaki ayaklarının altına çift taraflı yerleştireceğiniz 15 santimetrelik birer ansiklopedi sütunu yeterli olur. Yatağın büyüklüğüne, ağırlığına göre gerekirse yatağın alt-orta kısmını da desteklersiniz. Başlangıçta yatağın baş kısmını 5cm yükseltip, her hafta 2,5 santimetre artırarak 15 cm’ye ulaşmanızı tavsiye ediyor Andrew Fletcher.

Eğimli yatak terapisinin amacı yerçekiminden yararlanarak vücut sıvılarının sürekli dolaşımını desteklemek. Kan dolaşımıyla ilgili bozukluğu olanlara (mesela CCSVI - kronik serebrospinal venöz yetmezlik), multipl skleroz, Parkinson, sedef hastalığı, sırt ağrısı, solunum bozuklukları, uyku apnesi, varis, ödem, asit reflü ve birçok rahatsızlığa iyi geldiği söyleniyor. Hatta omurilik zedelenmesi sonucu yıllarca yürüyemeyip eğimli yatak tedavisiyle tekrar yürür hale gelen bir hasta bile var aşağıda izleyebileceğiniz haberde.

Eğimli yatak sayesinde partnerinin horlamasının azaldığını ya da ortadan kalktığını söyleyenler var. Eğimli yatmanın MS’te özellikle hoşa gidecek bir etkisi de gece uykusunu bölen tuvalet ziyaretlerinin sayısını azaltması.

Ayaklarda ödem birikmesi, dolaşım bozukluğu gibi durumlarda ayaklarımızı yüksek tutmanın iyi geleceğine şartlanmışız. Tam tersi bir fikri uygulamak cazip gelmeyebilir; ama deneyerek fayda görebilirsiniz. Deneme tek gecelik değil en azından birkaç haftalık olmalı ki etkisini hissedesiniz. Bazı kişiler ilk uygulamadan sonra fark hissetmeye başlarken bazıları birkaç ay boyunca düzenli olarak eğimli yatakta uyuduktan sonra pozitif etkiler görmeye başlıyor. Sadece sırtı - mesela reflü yastığıyla -  yükseltmek eğimli yatakta yatmakla aynı etkiyi yaratmıyor.

Yöntemi bulan ve yaygınlaşması için çaba sarfeden Andrew Fletcher, eğimli yatak terapisinin olası faydaları günümüzde kabul edilmese de, bir gün çoğu insanın eğimli yatakta uyuyacağını hayal ediyor. Maliyeti çok düşük, zararsız bir yöntem. Denemeyi düşünür müsünüz?

http://www.electroherbalism.com/Naturopathy/Therapies/MiscTherapies/Inclined_bed_therapy.html

23 Mart 2013 Cumartesi

Tuz : MS denilen bulmacada bir parça daha

New Scientist haberi şöyle veriyor : "Tuzlu yiyeceklere dikkat etmek için bir sebep daha : aralarında multipl skleroz ve psoriyazisin (sedef hastalığı) bulunduğu otoimmün hastalıkları azdırabilir."

http://www.newscientist.com/article/mg21729074.100-salty-food-exacerbates-multiple-sclerosis-in-mice.html

Nature dergisinin Mart 2013 sayısında yayınlanan makalelerinde üç farklı ekip bilimsel araştırmalarında tuzlu yiyeceklerin bağışıklık sisteminin yoldan çıkmasına sebep olabileceğini açıkladı. Farelere tuzlu diyetler verilerek yapılan çalışmalarda psoriazis, multipl skleroz ve romatoid artrit incelendi. Yale Tıp Fakültesi’nden gelen açıklamada tuzun baş aktör olmadığı fakat bağışıklık sistemi hastalıklarında rol oynayan çeşitli faktörlerden biri olduğu söyleniyor.

http://www.webmd.com/multiple-sclerosis/news/20130306/salty-diet-might-help-trigger-ms-rheumatoid-arthritis

Diyetimizdeki tuz miktarını düşürmemiz lazım. Tuzu fazla kullanmaya zaman içinde alışıyoruz. Tükettiğimiz cips, kraker gibi hazır gıdalar, tuzsuzken çok yararlı olan kuruyemişlere eklenen tuz, fast food yiyecekler damak tadımızı şekillendiriyor; aşırı miktarda şeker ve tuz tüketmemize sebep oluyor. Bebek mamalarında bile çok yüksek miktarlarda sodyum kullanılıyor. Zararlı miktarda tuz tüketme alışkanlığı neredeyse bebeklikten başlıyor. Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyon, felç, kalp-damar hastalıkları gibi çok sayıda sağlık problemine yol açıyor; böbrekleri yoruyor.

Üstelik, yemeklerimizde kullandığımız sofra tuzuna akışkan hale gelmesi için alüminyum gibi zararlı maddeler katılıyor. Tuz kullanımımızı iyice düşürmeli ve rafine tuz yerine kaya tuzu, deniz tuzu gibi doğal tuzlar kullanmalıyız. Doğal tuz, sodyum klorürün yanısıra seksenin üstünde eser element içeriyor. Doğal tuzdaki mineral bileşimi ve oranları kanımızdaki mineral bileşimine benziyor. Yalnız, iyotlu sofra tuzu kullanmazsak ve hazır gıdalardan da uzak duruyorsak (iyotlu rafine tuzla yapılırlar) yeterli miktarda iyot aldığımızdan emin olmak için biraz çaba harcamak lazım.  İyot için deniz bitkileri (deniz börülcesi), balık, çilek tüketebiliriz. Sebze ve meyvelerimizin yetiştiği toprağın içerdiği iyot miktarına göre yediklerimizle iyot ihtiyacımızı doğal olarak karşılıyor olabiliriz.
Yale’deki araştırma ekibinden Dr. Hafler “Eğer bir bağışıklık sistemi hastalığım olsaydı kendimi hemen düşük tuz diyetine sokardım. Bir zararı yok ...” diyor. MS için diyetimizde ve yaşam tarzımızda yapacağımız değişikliklerin hepsi için söylenebilir aynı şey. Öğünler arasına konacak minimum dörder saat, şeker ve kafeini azaltmak, düzenli uyku, egzersiz... Hiçbirinin zararı yok ve denemeye değer.

4 Mart 2013 Pazartesi

Gıdalardaki Katkı Maddeleri

Gıda katkı maddeleri çok eskiden beri saklanacak gıdaların dayanıklılığını artırmak, onları bozunmadan koruyup taze kalmalarını sağlamak için kullanılmış. Sorun, nüfus artışı ve endüstrileşmeyle gıdanın giderek seri üretilen bir ürüne dönüşmesi; işlenip hazırlanması sürecinde içine katılan kimyasal maddeler ve GDO'lu ürünlerle artık sağlığımızı bozar hale gelmesi.

Birkaç yüzyıl önce bilinmeyen hastalıkların şimdi salgın hastalık gibi yayılmasının suçunu genlerimize atamayız; çünkü genetik değişiklikler birkaç kuşak içinde oluşmaz. Kısa sürede kurban sayısı bu kadar hızlı artan kronik hastalıklar, sorumlu olarak maruz kaldığımız çevresel faktörleri işaret ediyor. Batı tipi beslenme ilk şüphelenmemiz gereken sağlık bozucu unsurlardan biri. İngiltere’ye göç etmiş Hindistan kökenli ailelerde son kuşaklarda kronik hastalıklara yakalanma oranı diğer İngilizlerle aynıyken, Batı tipi beslenmeye pek kapılmayan, geleneksel beslenme tarzlarından uzaklaşmayan eski kuşaklarda bu hastalıklara rastlanma oranı düşük. Batı tipi beslenmeden, fast food’dan, market arabalarını dolduran hazır yiyeceklerden bahsedip şimdinin gıda katkı maddelerinden bahsetmemek olmaz.

Avrupa Birliğinin sitesinde gıda katkı maddesi olarak tanımlananlar aşağıdakiler.

  • Gıdalara renk veren veya renklerini yeniden canlandırmak için kullanılan maddeler
  • Gıdaları tatlandırmak için kullanılan tatlandırıcılar veya masa üstü tatlandırıcılar
  • Mikroorganizmalar tarafından bozulmalarını engelleyerek gıdaların raf ömrünü uzatan koruyucular
  • Oksidasyona (örn. yağın acılaşması, renk değişiklikleri) karşı koruyarak gıdaların raf ömrünü uzatan antioksidanlar
  • Yiyeceklerin fizik ve kimyasal durumlarını korumaya yarayan stabilizörler (kıvam artırıcılar)
  • Yiyeceklerdeki su ve yağ karışımını muhafaza etmek için kullanılan emülgatörler

Son ürüne katılan boya, vitamin, stabilizör vesaireden bahsettik. Katkı maddeleri gıdanın üretimi, işlenmesi, hazırlanması, paketlenmesi aşamalarında veya saklanmasını, nakliyesini kolaylaştırmak için ürüne katılıyor. Cazibeyi artırmak ve raf ömrünü uzatmak çok önemli hedefler. Katkı maddelerini düzenlerken bu aşamalarda kullanılan her maddenin hesaba katılması gerekiyor. Avrupa Topluluğunun hazırladığı izin verilen maddeler listesinde 250’nin üstünde katkı maddesi bulunuyor.

Avrupa ülkelerinde, 2009’da kabul edilen katkı maddeleri listesine göre yapılıyor kontroller. Çoğu madde tekrar değerlendirme altında. Özellikle aspartam hakkında son zamanlarda gözardı edilemeyecek denli artan sağlıksız olduğuna dair veriler dikkate alınır herhalde. Burada bir sorun kimi katkı gruplarında yeni düzenlemeler için 2020’ye uzanan sürelerin öngörülmesi. Herhalde eldeki stokları bitirmeye çalışıyorlar!
 
Bir sorunumuz da şu : Türkiye bir Avrupa ülkesi değil. Orada bile (tüketiciler daha bilinçli olduğu için söylüyorum) kazanç sağlığın önüne geçerken, sağlığa gerekli özen gösterilmezken, gıdalarımızın üretilmesi ve denetlenmesi konusunda ülkemizde akılcı kurallar konulacağını farzedersek bu kurallara uyup uymadıkları konusunda firmaların usulünce denetleneceğini ummak herhalde gerçekçi olmaz.

İşte kontrolü ele almamız gereken bir konu daha. En iyisi işlemden geçmiş herhangi bir gıda tüketmemeye çalışmak. Mümkün olduğunca mevsiminde ekolojik olarak üretilmiş taze sebze meyveler yemek. Hazır konserve gibi ne tür işlemlerden geçtiğini bilmediğimiz hazır gıdaları tüketmemek. GDO’lu mısır şurubu ucuz olduğu için fruktoz şurubu adı altında hazır çorbadan ketçaba, bisküviden çikolataya çoğu hazır gıdaya girmiş durumda. Ona olanca potansiyel zararıyla aspartam ve diğer tatlandırıcılar eşlik ediyor.

Bu sefer işin kolayına kaçtım. Baktım, www.foodmatters.tv en zararlı 10 gıda katkı maddesini sıralamış ve o maddelerin çoğu da benim üzerine yazmak istediğim maddeler. Aşağıda foodmatters.tv’nin en zararlı gördüğü onlu; açıklamaları siteden alıntıladım :

1. Yapay tatlandırıcılar

Nutrasweet adıyla da bilinen aspartam (E951), paketinde diyet veya şekersiz ibaresi bulunan gıdalara katılmıştır. Aspartamın kanserojen olduğu düşünülüyor ve hakkındaki zararlı etki raporu sayısı diğer tüm gıda katkıları hakkındaki raporların toplamından fazla. Aspartam aynı zamanda bir nörotoksin. Zekayı ve hafızayı kötü etkilediği bilinen bu toksik tatlandırıcı, beyin tümörleri, lenfoma, diyabet, multipl skleroz, Parkinson, Alzheimer, fibromiyalji, kronik yorgunluk, nöbet, kusma gibi hastalık ve rahatsızlıklara yol açabilir. Ayrıca migren, depresyon, endişe atakları, zihin karışıklığı gibi rahatsızlıklar da aspartamın yol açabileceği geniş sağlık problemleri skalasında yerini alıyor. Asesülfam-K, nispeten yeni bir tatlandırıcı; yeterince test edilmemiş ve böbrek tümörleriyle bağlantılı bulunmuştur. Aspartamın zararları hakkında daha fazla bilgi için :

Aspartam, diyet yiyecek ve içeceklerde, kolada, jelatinlerde, tatlılarda, şekersiz sakızda, içecek karışımlarında, kahvaltılık gevreklerde, pudingde, ice tea’de, hatta dişmacunu ve ilaçlar dahil binlerce üründe bulunuyor. Etiketleri dikkatli okumalıyız.

2. Yüksek fruktozlu mısır şurubu

Yüksek seviyede işlenmiş bir yapay tatlandırıcıdır. Amerika’lıların aldığı kalorilerin çoğunun - bizde, özellikle gençler arasında durumun farklı olduğunu sanmam - müsebbibidir. İşlenmiş gıdaların neredeyse hepsinde bulunur. Diğer zararlı etkilerinin yanısıra hızlı kilo aldırır; kötü kolesterolü (LDL) artırır; diyabet gelişmesi ve doku hasarına katkıda bulunur.

Çoğu işlenmiş gıdada, ekmeklerde, şekerlemede, meyveli yoğurtlarda, hazır salata soslarında, konserve sebzelerde, kahvaltılık gevreklerde bulunur.

3. Monosodyum Glutamat (MSG / E621)

MSG, çorbalar, salata sosları, cipsler ve birçok restoran yemeğinde (Çin restoranlarının adı bu konuda çok kötüye çıkmıştır) lezzet artırıcı olarak kullanılan bir aminoasit. MSG’nin bir eksitotoksin, yani hücrelere hasar verecek ya da onları öldürecek kadar aşırı uyarıcı olduğu bilinir. MSG kullanmanın zararlı etkileri arasında depresyon, yön kaybı, göz hasarı, yorgunluk, başağrıları ve obezite var. Nörolojik yan etkilerinden biri tokluk hissinin yerine ulaşmasını engellemek ki bu obeziteye sebep olmasının bir nedeni olabilir.

4. Trans yağlar

Trans yağ yiyeceklerin raf ömrünü uzatmak için kullanılır ve tüketebileceğiniz en zararlı maddelerden biridir. Kızartılmış fast food yiyeceklerde, margarinle veya kısmen hidrojenize edilmiş sebze yağlarıyla işlenmiş belli gıdalarda bulunur. Trans yağlar hidrojenizasyon denilen bir işlemle elde edilir. Çok sayıda çalışma trans yağların LDL seviyesini yükseltirken, HDL (iyi) kolesterolü düşürdüğünü, kalp krizi, kalp hastalıkları ve felç riskini artırdığını, enflamasyonun artmasına, diyabete ve diğer sağlık problemlerine katkıda bulunduğunu göstermiştir. %2’den fazla trans yağ içeren yağlar Danimarka’da artık yasak. Bu manevra  hidrojenize yağları etkili biçimde yasaklıyor.

Trans yağlar margarin, cips ve krakerler, fırınlanmış hazır gıdalar, fast food ürünlerinde bulunuyor.

5. Gıda boyaları

Soda, meyve suları, salata soslarında bulunan yapay renklendiricilerin çocuklarda davranış problemlerine katkıda bulunduğunu ve IQ düzeylerinde belirgin düşüşlere sebep olduğunu çalışmalar gösteriyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar bazı gıda boyalarının kanserle bağlantısını kurmuştur. Aşağıdakilere dikkat ...

E133

Norveç, Finlandiya ve Fransa’da yasaklanmış. Kromozom hasarına sebep olabilir. Şekerleme, gevrek, spor içecekleri ve evcil hayvan gıdalarında bulunur.

E124

1990’da 8 yıl süren tartışmalardan sonra ABD'de birçok yiyecek ve kozmetikte kullanımı yasaklanmıştır. Bu boya hala bulunuyor, ta ki stoklar tükenene dek! Tiroid kanseri ve kromozom hatasına yol açtığı laboratuvar hayvanları üzerinde kanıtlanmıştır. Sinir iletimini bozabilir.

Türkiye'de hala kullanıldığını sanıyorum. Aşağıdaki sitede listelenmiş :
http://www.saglikvakfi.org.tr/html/gkmy.asp?id=57
(Resmi bir doküman bulmaya çalışacağım.)

Karışık meyvede, dondurma, şekerleme, pastane ürünleri ve başka gıdalarda bulunur.

E110 ve E102

Norveç ve İsveç’te yasak. Laboratuvar hayvanlarında böbrek ve adrenal bezi tümörlerinin sayısını artırdığı biliniyor. Kromozom hasarına yol açabilir.

Peynir, makarna, şekerleme, gazlı içecekler, limonatada bulunuyor.

6. Sodyum Sulfit (E221)

Şarap yapımında ve başka işlenmiş gıdalarda bulunan koruyucu. FDA’e göre aşağı yukarı her yüz kişiden biri gıdalardaki sülfite karşı duyarlı. Astım ve sülfitler arasında bir bağlantı olduğunu düşündürecek şekilde, bu kişilerin çoğu astımlı. Sülfitlere karşı duyarlı kişilerde başağrıları, soluk almada problemler ve döküntü olailir. Ciddi durumlarda, sülfitler hava yolunu tamamen kapatıp (alerjik tepki) kabin durmasına, ölüme sebep olabilir.

Şarap ve kurutulmuş meyvede bulunur. Kayısı kurusu, dut kurusu gibi gıdaları çok tüketiriz ve sülfürle işlemden geçmiş kayısı yerine günkurusu kayısı yemek çoğumuzun alışkanlıkları arasına girdi sanırım. Bazı taze meyvelerin (üzüm vs.) sülfürle sarartıldığını da duyarız. Bu tip gıdalar satın aldığımızda kimyasal işlemlerden geçmediğine emin olmalıyız.


7. Sodyum Nitrat / Sodyum Nitrit

Sodyum nitrat (sodium nitrit) sosis, salam, beykın, yemekhane etleri, tütsülenmiş balık ve diğer işlenmiş etleri renklendirmek, kokulandırmak , korumak için kullanılır. Kulağa masum gelen bu içerik sindirim sistemine girince kan dolaşımına giren ve çeşitli iç organlara, özellikle karaciğer ve pankreasa çok zarar veren nitrosamin bileşiklerine dönüşür. Sodyum nitrit genelde zararlı bir içerik olarak görülür. 1970’lerde Amerika’da yasaklanmasına çalışılmış; fakat paketlenmiş etleri saklamak için başka yol olmadığından şikayet eden gıda üreticileri tarafından veto edilmiştir. Endüstri bu maddeyi neden hala kullanıyor? Basit : bu kimyasal etlere canlı kırmızı bir renk veriyor. Aslında bir renk sabitleyici ve eski, ölü etlerin taze ve canlı görünmesini sağlıyor.

8. BHA ve BHT (E320)

BHA ve BHT, gevrekler, sakız, patates cipsi ve yağlarda bulunan koruyucu bileşikler. Çok kullanılan bu koruyucu maddeler, gıdaların renk ve kokularının değişmesini, acılaşmalarını önler. Beyni etkiler, davranış değişikliklerine yol açar ve kansere sebep olma potansiyeli vardır. BHA ve BHT vücudumuzda kansere yol açabilen reaktif bileşikler ortaya çıkaran oksidanlardır.

Patates cipsi, sakız, gevrek, dondurulmuş sosis, takviye edilmiş pirinç, hamur yapımında kullanılan katı yağ, şekerleme, jölede bulunur.

9. Sülfür Dioksit (E220)

Sülfür içeren katkı maddeleri zehirlidir. ABD’de FDA taze sebze ve meyvelerde kullanımını yasaklamıştır. Zararlı etkileri arasında şunlar var : özellikle astıma meyilli kişilerde bronşiyal sorunlar, düşük tansiyon, ciltte kızarma, karıncalanma ve anaflaktik şok (ölüme neden olabilen ciddi alerjik tepki).

Ayrıca, sülfür dioksit B1 ve E vitaminlerini yok ediyor; çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü, eğer konjunktivit, bronşit, bronşiyal astım, amfizem (doku ve organlar arasında hava kalması) veya kalp-damar hastalıklarından muzdaripseniz E220’den kaçınmak gerektiğini söylüyor.

Bira, hazır içecekler, meyve suları, kurutulmuş meyve, likör, şarap ve patates ürünlerinde bulunur.

10. Potasyum Bromat

Beyaz undan yapılan bazı ekmeklerde hacim artırıcı olarak kullanılan bir katkı maddesidir; Hayvanlarda kansere yol açtığı biliniyor. Küçük bir miktar ekmek bile insanlarda problemlere yol açabilir.

Liste bu kadar; ama gıdalardaki kimyasal katkı maddeleri bunlarla bitmiyor tabii. Hazır, paketli gıdaların hepsine dikkat. Bazı katkı maddelerinin (örn. aspartam) zararlı olduğuna dair araştırma sonuçları çoğalırken, paraben gibi bazı katkı maddeleri de hakkında karar verilemeyen maddeler arasında yer alıyor. Paraben türevlerine hem kişisel temizlik ve bakım ürünlerinde (şampuan, nemlendirici vs.) etil paraben, bütil paraben, metil paraben vs. adlarıyla rastlarsınız, hem de ketçap gibi gıdalarda da paraben kullanılıyormuş. Bu tip maddelerin kesin zararlı olduğu kanıtlanamayabilir; fakat bu zararlı olmadıkları anlamına gelmez. Üstelik sürekli çok sayıda kimyasala maruz kaldığımızı, bunun tek bir kimyasala maruz kalmakla aynı kefeye konamayacağını akılda bulundurmamız lazım.
 

Eğer bilinçli davranır ve evlerimizde doğal ürünlerden müteşekkil, sebze ve meyvelere ağırlık veren bir beslenme şekli yerleştirirsek kendimizi ve çocuklarımızı mümkün olduğunca yapay katkı maddelerinden koruyabiliriz. Çocuklar televizyondan ve market raflarından sürekli bir hazır gıda, abur cubur, sağlıklı görünümlü meyveli yoğurt vs. bombardımanı altındalar. Küçük yaşta gerçek besinlerle beslenme ve bu tip ürünlerden uzak durma alışkanlığı yerleştirmek çok zor ama çabalamaya değer. Özellikle aspartam içerikleriyle iyice tehlikeli hale gelen gazlı içeceklerin alışkanlık haline gelmemesine çok dikkat etmeli. Kullanılan katkı maddelerinin çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye sebep olduğu araştırmalarla ispatlanıyor.

Kronik hastalıklara dönersek, şimdilerde kimse diyabetin ya da kanserin beslenmeyle alakası olmadığını öne sürmüyor. Umarım çok uzak olmayan bir gelecekte otizm, romatoid artrit, ülseratif kolit veya MS’in beslenmeyle ilgili olmadığını iddia etmek de aynı şeyi diyabet için iddia etmek kadar abes ve gerçeklere aykırı karşılansın.



Kaynaklar :



https://webgate.ec.europa.eu/sanco_foods/main/?sector=FAD&auth=SANCAS