Yasal Uyarı

Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bilgi ve referanslar hiçbir surette doktor tavsiyesi yerine geçmez. Tüm sağlık problemlerinde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır. Doktora başvurmadan kesinlikle ilaç veya başka tedavi yöntemleri kullanılmamalıdır.

Kaynak gösterilerek paylaşılan ve verilen bağlantılar (link'ler) ile ulaşılan bilgilerden kaynak sahibi sorumludur.
Sitede yer alan bilgilerin Multipl Skleroz ve diğer hastalıklar konusunda genel kabul gören tıp literatürüne uygun olduğuna dair bir iddiam yok. Bir MS hastası olarak denediğim, kısmen fayda gördüğümü düşündüğüm yardımcı tedavilerle ilgili bilgi paylaşıyorum. Dolayısıyla, her hasta benim gibi kendi sağlığı için yaptığı seçim ve uygulamalardan sorumludur.


5 Nisan 2014 Cumartesi

Ketonlar ve Kolesterolün Faydaları

“... sinir sisteminde, sinir iletisini sağlayan 
hücre zarlarında kolesterol azalması sonucu 
myastaenia gravis, multipl skleroz (MS) ve 
amyotropic lateral sclerosis (ALS)’e benzer 
nörolojik klinik belirtiler ortaya çıktığı birçok 
çalışmada gösterilmiştir.” (eh, epigraf kullanmak
da zevkli bir şeymiş!) 
Prof. Dr. Canan E. Karatay, Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık



Kolesterolüm hep düşüktü. Bunun iyi birşey olduğunu sanırdım. Kolesterol ve yağlar üzerine biraz okuyuncaya kadar… Meğer ne kadar gerekli ve faydalı şeylermiş. 

Kolesterol Yararlı ve Gereklidir

“Kolesterol her ne kadar kan yağları gibi algılanıyorsa da, yağ değildir! Kolesterol bir steroiddir.
Steroidler, kortizon diye adlandırdığımız antienflamatuvar (iltihapla savaşan, yangı önleyici) maddelerdir.”   Prof. Karatay - Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık

“... Kolesterol tüm hayati hormonlarımızın üretildiği ana ve temel bir hormondur. Yaşamımız için olmazsa olmaz bir maddedir. Kolesterol vücudumuzun ürettiği en doğal ve en güçlü bir antioksidan ve bakterisit ve virüsittir (bakteri ve virüsleri öldürmektedir). Sinir sistemimiz ve beynimizin %80’i kolesterolden oluşmuştur.”     Prof. Dr.Canan Karatay - Kolesterol Gerçeği (U. Ravnskov) kitabına önsöz

Kolesterol hücrelerimizi oluşturan temel yapıtaşlarındandır. Herbir hücremizin, hatta hücrelerin içindeki organellerin zarları kolesterol olmadan yapılamaz. Kolesterolün birçok görevi arasında dokularda tamirat yapmak var. Ayrıca birçok hormonun temeli kolesterol. Güneş ışığı deri hücrelerimizdeki kolesterolle etkileşerek yine çok önemli olan, vücutta birçok görevi olan D vitamininin sentezlenmesini sağlıyor. Güçlü kemikler ve kemik erimesinden korunmak için yine kolesterole ihtiyaç var. Ayrıca kolesterol bağışıklık sistemi için elzem bir madde. Kolesterol düşüklüğü akkan hücrelerinin daha az üretilmesine, bundan dolayı vücudun enfeksiyonlar, toksinler ve kanser hücreleri karşısında zayıf düşmesine sebep oluyor.

Kolesterolümüzün büyük kısmını genetik mirasımızın belirlediği sınırlar içinde karaciğerimiz üretiyor. Çok gerekli bir madde olduğu için, günde 2,5 mg kadar kolesterol üretiliyor (ref : Prof. Dr. Canan Karatay). Vücutta yeterli kolesterol olmadığında kolesterol üretimi daha fazla, yeterince kolesterol bulunuyorsa kolesterol üretimi daha az yapılıyor. Tükettiğimiz yağların direk kolesterole çevrildiğini sanmayalım. Kolesterol üretimi gerektiğinde sadece yağlar kullanılarak değil, şeker kullanılarak bile yapılabiliyor.

Kolesterolün aslında ne denli gerekli ve faydalı olduğununu anlamak için anne sütünün çoğunun (bebeğin aldığı kalorinin %50-60'ı) yağ ve kolesterolden oluştuğunu bilmek yeterli. Ayrıca, zararlı olmadığına ikna olmak için de en başta sağlıklı insan vücudunun kendine zarar verecek maddeler üretmeyeceğini düşünmek lazım. Serbest radikaller gibi vücudun metabolik faaliyetleri sonucu üretilen zararlı yan ürünler olabilir; fakat bunlar düzgün beslenerek, A, C, E vitaminleri gibi doğal antioksidanlarla bertaraf edilir. Neyse, konuyu dağıtmayayım. Kolesterolü vücudumuz çok önemli ve gerekli olduğu için üretiyor. Yine Prof. Karatay'ın belirttiği gibi iyi kolesterol - kötü kolesterol ayrımı doğru değil. Kötü kolesterol diye birşey yok!

Doymuş yağ tüketiminin kalp damarlarında plak oluşumuna ve damar sertliğine sebep olduğu, böylelikle kalp krizi riskini artırdığı 1950’lerden beri söyleniyor. Özellikle hayvansal yağlardan (tereyağ, içyağı vs.) uzak durulması konusundaki tavsiyeler kolesterol hpotezine dayalı beyin yıkama harekatının parçası olarak her türlü medyada karşımıza çıkıyor. Sütü, peyniri az yağlı tüketmek, et yendiği zaman az yağlı kısımlarını tercih etmek gerektiği de. Aslında kolesterolün %80’i vücut tarafından yapılıyor. Kolesterolü diyetle düşürmek de, yükseltmek de zor.

Son zamanlarda ateroskleroza (damar sertliği) kolesterolün sebep olduğu hipotezi yerine aterosklerozun enflamasyon sonucu geliştiği ve kolesterolün olay mahalinde - bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olarak - tamir amacıyla bulunduğu görüşleri tıpta ağırlık kazanıyor; fakat tabii kolesterol ilacı üreticilerinin kolesterol hipotezi üzerine yaptıkları yayın tam gaz devam ediyor.

Vücut kütlesinin %2’sini oluşturan beyin, vücuttaki toplam kolesterolün %25’ine sahip. Nöronların (ve tabii myelin kılıfları dahil tüm hücrelerin) yapımı ve tamiri için ihtiyaç duyduğu kolesterol miktarı o denli fazla ki beyinde de kolesterol üretiliyor.

Kolesterol düzeyini ilaçlarla genetik yapımıza uygun düzeyin altına çekmek kötü sonuçlar doğurabilir. Kolesterol eksikliği en başta kolesterol ihtiyacı en yüksek organ olan beyne, nörolojik faaliyetlere zarar verir. Görülen zarar davranışsal olabilir; bilişsel ve motor sinirler etkilenebilir. Sinirlilik, şiddet ve intihar eğiliminden başka statin (kolesterol düşürücü) kullanımıyla tetiklendiği belirtilen ALS (Lou Gehrig hastalığı) vakaları da çok. Kolesterol düşüklüğü bağışıklık sistemini zayıflatarak virüs ve bakteri saldırılarına karşı direnci de azaltıyor.

Kolesterolün zararları konulu yorum ve haberlerin mantıklı bir dayanağı olmadığına ikna olmak için kolesterol ilacı (statin) kullanan ve hafıza kaybı gibi yan etkiler yaşayan Dr. Duane Graveline’ın kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı Lipitor - Stealer of Memory (lipitor - hafıza hırsızı) kitabı veya Dr. Kendrink’ten The Great Cholestrol Con okunabilir. Türkçe kaynak olarak Uffe Ravnskov’dan Kolesterol Gerçeği, Prof. Canan Karatay’ın Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık kitabından kolesterol ve yağlarla ilgili bölümler konuyu gayet açık anlatıyor.

FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) nihayet şubat 2012’de, kolesterol ilaçlarının hafıza kaybı, unutkanlık, şeker hastalığı, adale ve eklem ağrıları ve zihin bulanıklığı gibi yan etkilerinin ilaç kutularına yazılmasını zorunlu kılmış. (ref : Kolesterol Gerçeği - Uffe Ravnskov) En başta kolesterolün düşürülmesinin yaygın bir uygulama olmaktan çıkarılması gerekir; ama bu da bir başlangıçtır diyelim. Nörolojik hastalıklarda doymuş yağların, yükseltilen kolesterol düzeylerinin öneminin anlaşılmasına daha zaman var anlaşılan.

MS yaş itibarıyla daha çok gençlikte ve ortayaşlarda ortaya çıkıyor. Kolesterol yüksekliği korkuları ve statin kullanımından çoğumuz uzağız. Fakat bu bilgileri diyetimizdeki yağ miktarını artırmaktan korkmayalım diye yazdım.

Yağ oranı çok yüksek diyetler Tatarlar ve Yakutlar gibi Sibirya’nın yerli halkları, eskimolar, bazı kızılderili boyları, Masailer tarafından çok uzun zaman uygarlıkla gelen hastalıklardan (diyabet, kalp hastalıkları, bunama, kanser vs.) onları uzak tutarak sürdürülmüş. Günümüzde bile, çok yağlı geleneksel diyetlerine devam eden topluluklar Batı’da çok yaygınlaşan dejeneratif hastalıklardan etkilenmiyor.


Bir de Ketonlar var

Vücudumuz enerji ihtiyacını karşılamak için normalde glükoz yakar. Daha önce konu ettiğimiz su orucu ( http://ms-alternatif-terapi.blogspot.com.tr/2012/12/su-orucu-sifa-orucu.html ) sırasında glükoz içeren veya kolayca glükoza çevrilecek gıdalar tüketilmediği zaman, vücut kendi yağlarını “ketosis” işlemiyle enerjiye çevirir. Yağların bir kısmı karaciğer tarafından suda çözünebilen keton cisimciklerine dönüştürülür. Beynin enerji ihtiyacını glükoz gibi ketonlar da karşılayabilir. Ketonlar glükozdan daha verimli ve konsantre enerji kaynaklarıdır. Ketonların bilinen yararlarını listeledikten sonra keton elde etmenin diğer bir yolu olan ketojenik diyeti anlatacağım.

Ketonların Yararları
(alıntı :  Stop Alzheimer’s Now! Bruce Fife)

Aşağıda ketonlarla ve düşük karbonhidratlı ketojenik diyetlerle ilgili görülen belgelenmiş bazı faydalar var :

* Vücutta karaciğer dışında tüm organlar tarafından kullanılabilen yüksek potansiyelli bir alternatif enerji kaynağı sağlar
* Serebral oksijen yetmezliğine karşı korur ve hayatta kalma ihtimalini artırır
* Yıkıcı serbest radikallerin oluşumunu azaltır
* Beyinde ve tüm vücuttaki enflamasyonu (iltihabı) yatıştırır
* Beyin hücrelerini kimyasal toksinlerden korur
* Tedavisi zor, ilaca cevap vermeyenler de dahil olmak üzere epileptik (epilepsi = sara) nöbetlere karşı korur
* İnfantil (bebek ve çocuklarda görülen) spazmlara karşı korur
* Narkolepsiye (uyku hastalığı) karşı korur
* Otizm belirtilerini hafifletir
* Migren ağrılarını önler
* Antidepresan etki gösterir
* Beyni fiziksel travmanın yolaçtığı hasardan korur
* Alzheimer, Parkinson, Huntington ve ALS dahil nörodejeneratif hastalıklara karşı korur
* Hipoglisemi belirtilerinden korur
* Yeni nöronların sentezlenebileceği tabakayı yapar
* Diyabete karşı korur. Karaciğerin glükoz ürettiği glükoz miktarını azaltır ve insülin üretimini artırır; böylece kan şeker düzeyinin kontrolünü ve karbonhidrat toleransını artırır
* İnsülinin geçici metabolik etkilerini taklit ederek insülin direncinin etkilerini hafifletir
* Kanserden, özellikle beyin kanserinden korur
*  Bir yandan daha az oksijen kullanırken verimini ve gücünü artırarak kalbin faaliyetlerini destekler. Ketonlar kalbin hidrolik verimini glükoza kıyasla yüzde yirmibeş artırır
*  İnme sonucu oluşan beyin hasarına karşı korur
*  Strese karşı hücresel direnci artırır ve ameliyat sonrası iyileşme sürecini geliştirir
* Polikistik over sendromundan korur
* Döllenme için önemli olan sperm canlılığı ve hareketliliğini artırır
* Kilo kontrolü ve obezite tedavisi için yardımcıdır
* İltihabı yatıştırma ve oksijen kullanımını artırma kabiliyeti sayesinde neredeyse tüm hastalıkların zararlı etkilerini azaltmakta yardımcı olabilir
* Genel sağlığı iyileştirir ve ömrü uzatır

Ketonların kansere karşı çok güçlü etkileri olduğu gösterilmiş. Unutmamalı ki kanser hücreleri enerji için şekere  (glükoza) bağımlıdır ve kanda glükoz yerine keton bulunduğu zaman kanser hücreleri aç kalır. Ketonların kansere karşı etkili olmasının ikinci sebebi ketonların tüm vücuda oksijen dağıtımını artırmaları ve kanser hücrelerinin iyi oksijenlenmiş ortamlarda yaşayamamaları.

Potansiyel olarak, keton tedavisinin  en etkili sonuçları beyni ilgilendiren hastalıklarda vermesi çok muhtemel. Ketonların en önemli etkilerinden biri dolaşımı desteklemeleri ve beyne sağlanan oksijen miktarını artırmalarıdır.

Keton cisimciklerinin nöral yağların üretiminde; yani hem yeni nöronların yapımında hem varolan hasarlı nöronların tamirinde önemli rolü var. Ketonlar nörodejenerasyonu durdurmanın yanısıra kaybedilen fonksiyonları tamir etme yeteneğine de sahiptir. Parkinson, Alzheimer, MS, ALS gibi hastalıklar hep ilerleyici hastalıklar. Durdurulup verdikleri zararın geri döndürülebilir olması ihtimali çok heyecan verici.

Ketojenik Diyet

Su orucu dışında keton elde etmenin etkili yolu ketojenik diyet uygulamaktır. Ketojenik diyette kalorilerin çoğu yağdan alınır. Karbonhidrat (tahıl, meyveler dahil nişastalı, şekerli her türlü gıda) tüketimi iyice kısıtlanır. Tüketilen protein miktarı çok düşüktür.

Ketojenik diyet, 20. yüzyıl başlarında birçok hastalıkta kullanılan popüler bir tedavi yöntemi olan su orucunun faydalı terapötik etkilerinin gözlenmesi sonucu keşfedilmiş. Birçok tedavisi zor hastalığın yanısıra epilepside (sara)  de uzun süreli su oruçlarının faydalı olduğu görülmüş. 18 - 25 günlük bir oruçtan sonra hastaların bir kısmı ömür boyu sara nöbeti geçirmiyormuş. Çocuk yaştaki hastaların %18’i daimi olarak nöbetlerden kurtuluyormuş. Geri kalan hastaların çoğunda bir-iki yıllık nöbetsiz bir dönemden sonra nöbetler tekrar başladığında orucu tekrar etmek yine nöbetleri durduruyormuş; fakat belirsiz bir süre için. Bu tedavi şekli uygulamada birçok hastaya  zor geldiği için su orucunun metabolik ve terapötik etkilerini hastaların yeterli besini alabileceği şekilde taklit etmenin yolu araştırılmış. Ketojenik diyet böyle keşfedilmiş.

Ketojenik diyette yüksek oranda yağ, yeterince protein ve çok az karbonhidrat tüketilir; asla şeker (şeker, bal, pekmez, meyve suyu vs.) tüketilmez. Klasik ketojenik diyette tüketilen yağın diğer besinlere ağırlık olarak oranı  4:1, çocuklar ve ergenler için 3:1 ‘dir. Yağın gramında 9 kalori, protein ve karbonhidratın gramında 4’er kalori olduğundan yola çıkarak ketojenik diyette alınan kalorilerin %90’ının yağdan alındığı söylenebilir. Bu diyette karbonhidrat tüketimi günde 10-15 gramı geçmemeli, fazla karbonhidratlı gıdalar (ekmek, makarna, mısır, muz, patates, bezelye gibi) tüketilmemeli. Orijinal diyette her öğünde 4:1 oranı korunmalı. Hasta, perhizi dışında ekstra yiyecekler yememeli

Ketojenik diyetin klinik kullanımı 1920’lerde başlamış. Daha çok sara hastalarında başarıyla uygulanmış. Özellikle çocuk hastalarda bu tedavi şekli çok başarılı olmuş. Epilepsi hastalarında  nöbetlerin azaltılması veya bertaraf edilmesinin yanısıra, hastaların davranış ve uyku durumlarnda da düzelmeler görülmüş. Uzun süre ketojenik diyet uygulamanın güvenilirliği ve etkinliği özellikle Johns Hopkins üniversitesinin araştırmasıyla kanıtlanmış.

Uyarı : Ketojenik diyet, porfiri veya yağ asidi metabolizmasında nadir rastlanan başka genetik bozuklukları olan kişiler için uygun değildir; hatta tehlikelidir.


Bu kadar çok yağ yemek zararlı değil mi?

Yıllardır çok yağlı diyetlerin kolesterolü yükselttiği, bunun da kalp damarlarında plaklar oluşmasına, böylece kalp krizi riskinin artmasına sebep olduğu söylenegeldi. Aslında, yanlış bir çıkarsamayla insanlara kolesterollerinin diyetlerindeki yağ miktarı yüzünden yükseldiği söyleniyor; çok zararlı kolesterol ilaçları (statinler) reçete ediliyor. Öncelikle margarinler gibi doğallıktan uzak yağları ayrı tutalım. Bunlar doymamış bitkisel yağların hidrojenize edilmesiyle oluşturulmuş gerçekten zararlı yağlar. Kanola yağı (canadian oil = canola) gibi endüstriyel ürünlerden ve hatta ayçiçek yağı, mısırözü yağı gibi raf ömürlerini uzatmak için işlenmiş ve omega6 yüzdesi çok fazla rafine yağlardan da kaçınmalıyız. Doğal yağlar (hayvansal yağlar da dahil) diyetimizin parçası olmalı.

Kolesterol öcü değil, yararlı; kısaca bahsettiğimiz gibi vücudumuzun, özellikle sinir sistemimizin vazgeçilmezi.. Elli küsur yıldır kolesterolün zararlı olduğu, düşürülmesi gerektiği ve fazlasının kalp krizine  yol açtığı miti öyle başarıyla işlenmiş ki tersine inanmak çok zor. Bu yolda araştırmalarda ulaşılan önemsiz sonuçları abartmaktan, önemli araştırmaları görmezden gelmeye ve istatistikleri  kolesterol hipotezini destekleyecek şekilde çarpıtarak kullanmaya kadar her türlü kirli yöntem uygulanagelmiş. Amerikan kardiyololoji tarihinin çok önemli ismi Dr. Dudley White kalp hastalıkları konusunda kolesterol hipotezine hiç inanmamış. Ona göre konuya tarihsel açıdan bakıldığında doymuş yağ tüketimi iddia edildiği gibi artarak kalp hastalıklarına sebep olmuş değil. Kalp krizinin çok ender rastlandığı 1920’lerden bu yana artan insanların tükettiği doğal doymuş yağ miktarı değil - bu miktar aşağı yukarı aynı kalmış - hidrojenize trans yağ miktarı. Yıllar içinde hızla artan kalp krizi ve kalp krizinden ölüm sayısıyla artan trans yağ tüketimi arasında bir bağlantı kurulabilir ancak. Tereyağ, hayvansal başka yağlar ve diğer doğal yağlar (hindistancevizi yağı, zeytinyağı vs.) masum.

Diyetimizdeki yağ oranını artırmak için et (kuzu, ekolojik tavuk vs.) tüketimimizi artırabiliriz; alerjimiz yoksa yumurta tüketebiliriz. Yumurtanın beyazı sarısına nazaran daha etkili bir alerjen olduğu için yumurtaya alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız, bir süre sadece sarısını yemeyi deneyebilirsiniz. Belki sarısına alerjiniz yoktur. Ayrıca karbonhidratlardan aldığımız kaloriyi de düşürmeliyiz. Tahıl, patates vs. tüketimimizi çok sınırlayalım; hatta mümkünse bazı yüksek karbonhidratlı gıdaları diyetimizden çıkartalım. 

Şu ara, yağ tüketimimi artırmak için ve başka yararlarından dolayı günde bir yemek kaşığı çörekotu yağı alıyorum; avokadoyu ihmal etmiyorum. Fındık, kaju, ceviz gibi yağlı tohumlar uzun zamandır temel gıdalarımdan. Hindistancevizi yağının faydalı etkilerini anlatan bir kitaptan çok etkilenerek hindistancevizi yağı tüketmeye de başladım. Henüz, bu yağ oranı artmış perhizin başlarındayım. Bir fark görebilecek miyim, bilmiyorum; ama bir sonraki yazımız hindistancevizi yağı üzerine olacak. Bu çok özel yağ hakkında öğrendiklerimi anlatmalıyım.


Kaynaklar :


Stop Alzheimer’s Now!  - Bruce Fife
Kolesterol Gerçeği - Uffe Ravnskov
Karatay Diyetiyle Yaşam Boyu Sağlık - Prof. Dr. Canan Karatay

wikipedia.org ketone bodies, ketogenic diet başlıkları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme